Dans, seyahat, kadınsı cazibe ve zarafet. Moda tasarımcılarının bu anahtar sözcüklerle biçimlendirdikleri koleksiyonları hepimizi 20’li, 30'lu ve 50'li yılların buğulu atmosferine unutulmaz bir seyahate davet ediyor.
Kaynak: Elle
Yeni sezonun ruhunu yakalamak için ne mi yapmalısınız? Öncelikle işe annenizin o naftalin kokulu sandıklarının kapağını kaldırmakla başlayın. Onun 1950'lerden kalma yuvarlak uçlu pabuçlarını, kısalmış ceketlerini, çekmiş hırkalarını, rutubetlenmiş şarmözlerini çıkarıp kuru temizlemeye gönderin. Bu arada 20'li, 30'lu ya da 50'li yılları çağrıştıran ne kadar baskılı tişört bulursanız edinmeye bakın. Eski trençkotlarınızı, kaprilerinizi, jilelerinizi ve bale pabuçlarınızı da tozlu raflardan indirmekte daha fazla gecikmeyin.
Bu yeni ruhun moduna kendinizi daha çok kaptırmak istiyorsanız John Calliano'nıın Christian Dior için hazırladığı koleksiyonunun ilham kaynağı olan Marlene Dietrich'in biyografisini okuyabilirsiniz. Viktor & Rolf'un koleksiyonunun başlangıç noktası olan Michael Powell'ın o unutulmaz filmi "The Red Shoes"un ya da Alexander McQueen'in koreograflarının esin kaynağı olan Sydney Pollack'ın filmi "They Shoot Horses, Don't They"in DVD'lerini izlemeyi de sakın unutmayın.
Bütün bunlar size ilk anda çok sıra dışı gelebilir. Ancak tüm moda tasarımcıları ağız birliği etmişçesine kadın vücudunun hiçbir dönem giysilerle bu denli güzel ifade edilemeyeceğini söylüyorlarsa, onların bu yorumlarına güvenmenizde yarar var demektir.
Tasarımcılar yeni sezonun ruhunu belirleyen üç temel trendin "dans", "seyahat" ve "cazibe" olduğunu düşünüyor. Bu ruhu giysilere taşıyacak en önemli öğeler ise elbiseler ve renk kullanımındaki bolluk olacak. Jack Clayton'ın "The Great Gatsy" filmindeki Daisy Buchanan'ın zarif dişiliğine sahip olmak ya da 20'li ve 30'lu yılların Hollywood tanrıçalarının çağrısına ses vermek istiyorsanız sizin için bundan daha iyi bir zamanlama olamaz.
Ayrıca bu sezonun günlük kıyafetlerinde gece yaşamının ışıltısından izler görürseniz de hiç şaşırmayın. Bahar güneşinin insanın içini kıpır kıpır eden ışınlarıyla daha gözalıcı olabilmek için kendinizi pullu, payetli, işlemeli, ışıltılı ve şifon kumaşların dokunuşuna teslim etmekten çekinmeyin.
Sezonun en önemli yeniliklerinden biri de kıyafetlerde gece ve gündüz ayrımının yavaş yavaş kayboluyor olması. Viktor & Rolf yeni koleksiyonlarında kolsuz ceketleri kısa şortlarla, şifon tuvaleleri pantolonlarla birleştirerek; Marc Jacobs ise Louis Vuitton için hazırladığı koleksiyonunda saray ihtişamını çağrıştıran ipekler, kadifeler, lameler, satenler ve tüller kullanarak bu yeni akımın öncü isimleri oldu.
Yeni sezona dair diğer anahtar sözcükler ise "huzur", "zarafet" ve "çok yönlülük" olarak sıralanabilir. Proenza Shouler için üreten Jack McCollough ve Lazaro Hemandez, Rochas'nın tasarımlarını yapan Olivier Theyskens gibi yeni nesil moda yaratıcıları da bu anahtar sözcüklerle biçimlenmiş koleksiyonlarıyla adınızı yıldızların yanına yazdırmayı hedefler gibiler.
Geceyle gündüzü birleştiren bir diğer tasarımcı ise '30'lu yılların Fransız Riviera'sını çağrıştıran kostümleriyle Carolina Herrera oldu. Miu Miu ve Prada ise 50'li yılların manzara baskılarıyla desenlendirilmiş hırkalar, kısa ceketler ve tül gibi uçuşan gece elbiseleriyle yeni sezon şıklığının belirleyicilerinden seyahat imgesi üzerine gitmeyi tercih edenler arasında. Karmaşa, iyimserlik ve entellektüellik temalarıyla kadınsı cazibeyi buluşturan tasarımcılar diz çevresinde biten hanım hanımcık etekleri ve şortları dolapların vazgeçilmezleri yapmayı hedefliyorlar.
Uzun sözün kısası moda bu sezon hepimizi zaman tünelinde zarif ve kişilikli bir kadınsılığa doğru rengarenk bir yolculuğa çıkarıyor. Bu fırsatı kaçırmamak için şimdiden biletlerinizi almaya bakın!