Sinsi bir kanser türü olan lenfoma hakkında herşey! Lenfoma nedir, kimlerde görülür, belirtileri nelerdir? Lenfoma tedavisi..
LENFOMA NEDİR?
Temel noktalar Lenfoma, lenf sisteminden kaynaklanan kanserlerin ortak adıdır. Anormal lenfositler çoğalıp lenf düğümlerinde toplanır ve şişmelerine yol açar; bu hücreler dalak ve kemik iliği gibi başka yerlerde de toplanabilir. Lenfomanın belirtilerinin pek çoğuna bu şişlikler yol açar. Başlıca iki tip lenfoma bulunur: Hodgkin lenfoma ve non-Hodgkin lenfoma Non-Hodgkin Lenfoma, ayrıca, indolent ve agresif yapıda olmak üzere ikiye ayrılır. Lenfoma, lenfatik sistemin beyaz kan hücreleri veya lenfositler olarak bilinen hücrelerini etkileyen bir hastalıktır. Lenfomada, lenfositler kanserli hücreler şeklinde davranmaya başlar ve kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalırlar ve gerektiği şekilde ölmeyebilirler. Bunun yüzünden, lenfoma sıklıkla bir kanser olarak tanımlanır.
Söz konusu anormal lenfositler sıklıkla lenf düğümlerinde toplanırlar ve bunun sonucunda bu düğümlerde şişlik meydana gelir. Lenfoma bir kansere benzer, çünkü lenfositler normal şekilde kontrol edilememektedir. Diğer bir deyişle, anormal bir şekilde veya çok hızlı bölünebilirler ve/veya ölmeleri gereken şekilde ölmezler. Anormal lenfositler sıklıkla lenf düğümlerinde toplanır ve bunun sonucunda lenf düğümleri şişer.
Lenfositler vücut içerisinde dolaşmakta olduğundan, lenfomalar vücudun lenf düğümleri dışındaki başka bölgelerinde de oluşabilir. Dalak ve kemik iliği lenf düğümleri dışında lenfomaların sıklıkla görüldüğü yerlerdir, ancak bazı kişilerde midede, karaciğerde veya nadiren beyinde de lenfoma gelişebilir. Aslında, lenfoma hemen hemen her yerde görülebilir. Ayrıca, vücudun birden fazla kısmının bu hastalıktan etkilenmesi de görülebilir. Lenfomalar başlıca iki gruba ayrılabilir: Non-Hodgkin Lenfoma (Hodgkin dışı lenfoma olarak ta adlandırılır, bazen yalnızca NHL olarak da adlandırılır, bazen yalnızca NHL olarak da gösterilir). Hodgkin Lenfoma (Hodgkin Hastalığı olarak da bilinir.) Lenfatik sistem nedir?
Temel noktalar Lenfatik sistem, enfeksiyonlara ve diğer hastalıklara karşı mücadelede hayati önem taşır. Lenf adı verilen bir sıvı, vücudu hastalığa karşı korumada yardımcı olan beyaz kan hücrelerini (lenfositler) taşıyarak vücut içerisinde dolaşır. Lenf sıvısı lenf düğümlerinde süzülür; lenf düğümlerinde bakteri ve virüsler yakalanarak bunların yayılmaları önlenir. Başlıca iki tip lenfosit bulunmaktadır, bunlar T hücreleri ve B hücreleridir. Bu hücrelerin her ikisi de hastalığa verilen bağışıklık yanıtında önemli bir rol oynarlar.
Lenfatik sistem, vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem vücudun enfeksiyonlara ve aralarında kanserin de yer aldığı başka bazı hastalık tiplerine karşı savunma mekanizmalarının oluşmasında temel bir rolü vardır. Kan sistemi gibi, lenfatik sistem de dolaşımın söz konusu olduğu bir yapıdır; ancak dolaşan sıvı kan değil, lenf sıvısı olarak isimlendirilir.
Lenfatik sisteme şu yapılar dahildir: Lenf damarları Lenf düğümleri ( “lenf bezleri” olarak da bilinir) Dalak ve timüs gibi organlar
Aşağıya geçiş menüsü: Lenfatik sistemin fizyolojisi ve rolü T ve B hücrelerinin önemi Başlıca iki tip lenfosit bulunmaktadır: T hücreleri B hücreleri Tıpkı diğer kan hücreleri tipleri gibi lenfositler de kemik iliğinde gelişirler.
Normal şartlar altında, vücutta dolaşmakta olan lenfositlerin çoğu T hücreleridir. Bu hücrelerin görevi anormal vücut hücrelerini (örneğin bir virüsün enfekte ettiği hücreleri) fark etmek ve yok etmektir.
B hücreleri “yabancı” hücreleri ve materyalleri (örneğin vücuda girmiş olan bakterileri) fark ederler. Bu hücreler yabancı bir proteine (örneğin bakterilerin yüzeyindeki bir proteine) temas ettiğinde antikorlar üretirler. Bu antikorlar, yabancı hücrenin yüzeyine “yapışır” ve yabancı hücrelerin yok edilmesine yol açar.
Non-Hodgkin lenfoma nedir?
Giriş
Non-Hodgkin lenfoma, lenfatik sistemin beyaz kan hücreleri veya lenfositler olarak bilinen hücrelerini etkileyen bir hastalıktır. Non-Hodgkin lenfomada lenfositler kanserli hücreler şeklinde davranmaya başlar ve kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalırlar . Bu nedenle, non-Hodgkin lenfoma, sıklıkla bir kanser olarak tanımlanır.
Söz konusu anormal lenfositler sıklıkla lenf düğümlerinde toplanırlar ve bunun sonucunda bu düğümlerde şişlik meydana gelir. Lenfositler vücutta dolaştığından, lenfomalar –vücudun lenf düğümleri dışındaki diğer kısımlarında da meydana gelebilirler.
Otuzdan fazla non-Hodgkin lenfoma tipi bulunmaktadır ve her hastanın seyri farklıdır. Tüm non-Hodgkin lenfoma tipleri için tedavi olasılığı mevcuttur ve pek çok hasta tedaviye yanıt verir.
Hastalığın tedavisinde hedeflenen, hastalığın ortadan kaldırılmasıdır. Bu “kür” olarak tanımlanmaktadır. Kür sağlanamayan hastalarda, sıklıkla remisyon sağlanabilir. “Remisyon” başarılı bir tedavi sonrasında hastalıksız geçirilen ve belirtilerin ortadan kalktığı, ancak hastalığın tekrarlama olasılığının bulunduğu bir dönemdir. Kür veya remisyonun mümkün olmadığı hastalarda bile belirtiler hafifletilebilir. Sonuç olarak, non-Hodgkin lenfoma için tedavi gören kişiler yıllarca normal veya normale yakın bir yaşam sürebilirler. Non-Hodgkin lenfoma nedir? Kimler Non-Hodgkin lenfomaya yakalanır? Non-Hodgkin lenfomanın belirtileri ve tanısı Non-Hodgkin lenfoma
Non-Hodgkin lenfoma, başlıca iki lenfoma cinsinden biridir. Non-Hodgkin lenfomadaki hücreler Hodgkin lenfomadakinden farklı gözükür ve farklı şekilde davranırlar.
Bir hastada hangi tip non-Hodgkin lenfomanın bulunduğunu, ne kadar hızlı geliştiğini, vücutta nerede bulunduğunu ve yayılımını bilmek önemlidir. Bunu değerlendirmek amacıyla, hastalık şu şekilde alt gruplara ayrılır: Derecelendirme – bu, hekimlere non-Hodgkin lenfomanın indolent mi (düşük dereceli veya yavaş büyüyen), yoksa agresif mi (yüksek dereceli veya hızlı büyüyen) olduğu konusunda bilgi verir. Sınıflandırma – hastalık daha detaylı olarak 30’dan fazla tipe ayrılır; bu genellikle biyopsi ile alınan hücre numunelerinin mikroskop altındaki görüntülerine bağlıdır. Klinik pratikte indolent veya agresif tanımı içerisinde yapılan sınıflama sıklıkla kullanılmaktadır. Evre – lenfomanın vücutta nerede olduğunu ve ne kadar yayıldığını belirlemek için hastalık I, II, III ve IV olarak gösterilen evrelere ayrılır. Hastanın tıbbi geçmişi ve fizik muayenesi ile birlikte evrelemede röntgen filmleri, BT taraması, kemik iliği biyopsisi kan tahlilleri ve gerektiğinde PET taraması yer alır. Bu bilgiler –derecelendirme,sınıflandırma ve evre –belli bir non-Hodgkin lenfomanın nasıl davranacağını ve hastanın nasıl etkileneceğini tahmin etmelerinde hekimlere yardımcı olur. Ayrıca, doğru tedaviyi planlamak için de çok önemlidir; böylece tedavi planlanmadan ve başlanmadan önce tüm bilgiler erişilebilir hale gelir. Agresif non-Hodgkin lenfomaya kıyasla indolent Non-Hodgkin lenfoma Non-Hodgkin lenfoma tipleri Non-Hodgkin lenfoma evrelemesinin prensipleri Agresif non-Hodgkin Lenfomaya kıyasla indolent non-Hodgkin Lenfoma
Temel noktalar
İndolent non-Hodgkin lenfoma yavaş büyür ve daha hafif belirtilere yol açabilir. Tedavi bazen, “gözle ve bekle” stratejisi kullanıldığında aylarca veya yıllarca geciktirilebilir. Agresif non-Hodgkin lenfoma hızlı büyür ve daha erken evrede belirtilere yol açma eğilimindedir. Non-Hodgkin lenfoma için yıllar içerisinde birçok sınıflama sistemi kullanılmıştır. Halen yaygın şekilde kullanılan Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırması, hastalığın şu anda bilinen klinik ve patolojik özelliklerini birleştirmekte ve bunları ayrı gruplara kategorize etmektedir (Tablo 1).
Bu detaylı sınıflama sisteminin yanısıra Non-Hodgkin lenfomayı sınıflandırmanın basitleştirilmiş, ancak klinik pratikte geçerli bir yolu, non-Hodgkin lenfoma için iki temel sınıflandırma veya derecelendirme kullanmaktır. İndolent (düşük dereceli veya yavaş büyüyen) Agresif (yüksek dereceli veya hızlı büyüyen) İndolent non-Hodgkin lenfomalar yavaş büyür. Genellikle başta hiçbir belirtiye yol açmazlar ve dolayısıyla hastalığın seyrinin belli bir süre tespit edilmeden devam etmesi sık görülen bir durumdur. Teşhis konduktan sonra bile, pek çoğunun bazen aylarca veya yıllarca süreyle tedavi edilmesi gerekmez. Gerek olduğu zaman, tedavi kitleleri küçültmekte ve hatta kaybolmasını sağlamakta genellikle etkilidir ve bu hasta için hastalıksız geçirilen bir dönem veya “remisyon” sağlar. Ancak, sıklıkla nüksederler veya “rekürens gösterirler” ve daha fazla tedavi gerekir.
Agresif non-Hodgkin lenfomalar daha çabuk büyürler. İndolent lenfomalara kıyasla belirtiye yol açmaları daha muhtemeldir ve genellikle derhal tedavi edilmeleri gerekir. Her ne kadar “agresif” terimi kulağa korkutucu gelmekteyse de, bu lenfomalar tedaviye sıklıkla çok iyi yanıt verirler.
İndolent ve agresif non-Hodgkin lenfomalar, mikroskop altındaki görüntüleri ile ayırt edilebilirler. Bu amaçla, tüm hastalarda lenfoma dokusundan bir numune alınması gerekir. Hastaların büyük bir kısmına, etkilenen lenf düğümünden bir parçanın alındığı veya cerrahi olarak çıkartıldığı bir biyopsi uygulanacaktır. Diğer hastalar için ise tanı, gastroskopi gibi rutin bir işlem sırasında “kaza sonucu” ortaya çıkmış olabilir.
Non-Hodgkin lenfomanın sınıflandırmasının belirlenmesi önemlidir, çünkü iki sınıf için tedaviler çok farklı olabilir.
Kimler non-Hodgkin lenfomaya yakalanır?
Temel noktalar Non-Hodgkin lenfoma herhangi bir yaştaki insanları etkileyebilir, ancak en sık olarak yaşlılarda görülür. Her ne kadar hastalık her iki cinsiyette meydana gelmekteyse de, daha sık olarak erkekleri etkilediği görülmektedir. Her ne kadar her yıl görülen yeni olguların sayısı artmaktaysa da, bunun nedeni bilinmemektedir ve bir insanın neden bu hastalığa yakalandığı net olarak bilinmemektedir. Non-Hodgkin lenfoma herhangi bir bireyde meydana gelebilir. Ancak, hastalığın neredeyse her tipi yaşlılarda daha sık görülür ve tanı konduğundaki ortalama yaş 65 ‘tir. Non-Hodgkin lenfoma her iki cinsiyette de meydana gelir, ancak erkeklerde kadınlardan daha fazla görülür.Gelişmiş ülkelerde (örneğin Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya), lenfoma sıklığı son 50 yıllık zaman dilimi içerisinde artmaktadır. Ancak, bu artışın nedeni bilinmemektedir. Aslında, her ne kadar non-Hodgkin lenfoma için bazı nedenler ve risk faktörleri belirlenmişse de, hastalık olgularının çoğunda bilinen bir neden bulunmamaktadır. Non Hodgkin lenfomanın insidansı Non-Hodgkin lenfomansın nedenleri ve risk faktörleri Non-Hodgkin Lenfomanın Görülme Sıklığı
Temel noktalar Non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riski yaş ile artmaktadır ve tanı konduğunda hastalar ortalama olarak 65 yaşındadır. Sebebi bilinmemekle birlikte, non-Hodgkin lenfomanın insidans oranı kanser türleri içerisinde en hızlı artış gösterenlerden biridir. Non-Hodgkin lenfomanın görülme sıklığı belirgin şekilde artmaktadır, ancak bunun nedenleri açıklığa kavuşmamıştır. Olguların sayısı şu anki hızla artmaya devam ederse, Non-Hodgkin lenfoma 2025 yılı itibariyle meme, kalın bağırsak, akciğer ve cilt kanserlerinin görülme sıklığına yakın bir sayıya ulaşacaktır. Non-Hodgkin lenfoma, ilerleyen yaşla birlikte son derece sık görülmektedir ve non-Hodgkin lenfoma tanısı alan kişilerin çoğu orta yaşlı veya daha yaşlı kişilerdir. Ancak, genç erişkinlerde ve hatta çok küçük çocuklarda bile görülebilir.
Yaşa göre non-Hodgkin lenfoma insidansı
Non-Hodgkin Lenfomanın nedenleri ve risk faktörleri
Temel noktalar Her ne kadar spesifik bir non-Hodgkin lenfoma vakasının nedeni sıklıkla bilinmemekteyse de, hastalık için risk faktörleri bulunmaktadır. Bazı enfeksiyonlar (örneğin HIV) ile bu hastalık arasında bağlantı kurulmuştur. Zayıf bağışıklık sistemi olan hastalarda, örneğin organ nakli yapıldıktan sonra, hastalığın gelişmesi riski de daha yüksektir. Non-Hodgkin lenfomanın asıl nedeni bilinmemektedir. Bazı bilinen risk faktörleri bulunmaktadır, ancak bu risk faktörleri non-Hodgkin lenfoma olgularının ancak küçük bir bölümünden sorumludur. Non-Hodgkin lenfoma hastalarının büyük bir bölümünde hastalığın nedeni bulunamaz. Dahası, bilinen risk faktörlerinden birine maruz kalan hastalarda non-Hodgkin lenfoma gelişmemektedir. Bu nedenle, bir non-Hodgkin lenfoma hastasının bu hastalığa neden olmak için yaptığı hiçbir şey olmadığı hatırlanmalıdır. En önemli üç risk faktörü: Bazı enfeksiyon tipleri Bağışıklık sisteminin güçsüz hale gelmesine (immünosupresyon) neden olan hastalıklar İmmünosupresif ilaçlar Non-Hodgkin lenfoma olgularında kalıtımsal bir ilişki olduğu yolunda hiçbir kanıt yoktur. Dolayısıyla, non-Hodgkin lenfoma hastalarının ailelerinde bu hastalığın ortaya çıkması diğer insanlarda görülmesi ihtimalinden daha fazla değildir. Non-Hodgkin lenfoma için bir risk faktörü olarak enfeksiyon Çeşitli viral enfeksiyonların non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskinde artış ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu enfeksiyonlar arasında İnsan bağışıklık yetmezliği virüsü (HIV -AIDS’e yol açan virüs) İnsan T hücresi lösemi-lenfoma virüsü-1 (HTLV-1) Epstein - Barr virüsü (EBV) yer alır. HIV pozitif olan kişilerde non-Hodgkin lenfoma olması ihtimali diğer kişilerden daha fazladır. HIV pozitifi bir kişide non-Hodgkin lenfomanın ortaya çıkması, AIDS tablosunun tam anlamıyla oluşmakta olduğuna işaret edebilir.
Riskteki bu artışın nedeni muhtemelen HIV enfeksiyonunun bağışıklık sisteminde meydana getirdiği baskılanmadır. AIDS ile ilişkili non-Hodgkin lenfoma, diğer non-Hodgkin lenfoma tiplerine kıyasla daha alışılmadık özellikler sergileyen veya vücudun daha alışılmadık bölgelerinde ortaya çıkan bir hastalık tipidir.
Epstein-Barr virüsü çok yaygın bir virüs olup, kısa süreli bir enfeksiyona veya lenf bezlerinde şişme ve ateş ile seyreden bir hastalığa neden olur. Ancak, son derece küçük bir grup olguda, bu enfeksiyon Burkitt lenfoması ve non-Hodgkin lenfomanın immünosupresyon ile ilişkili tipleri ile bağlantılıdır.
Japonya ve Karayip orijinli olan İnsan T hücresi lösemi-lenfoma virüsü-1 (HTLV) de, yine non-Hodgkin lenfomanın son derece nadir rastlanan bir nedenidir ve virüsle enfekte olunması ile hastalığın ortaya çıkışı arasında uzun bir süre bulunur.
Non-Hodgkin lenfoma ile bakteriyel enfeksiyonun ilişkisi, viral enfeksiyonlar ile olandan çok daha az sıklıktadır. Ancak, midede ülserler ile ilişkili olan ve yemek borusunu etkileyen Helicobacter pylori isimli bakterinin neden olduğu enfeksiyon, MALT lenfoması olarak bilinen ve görece daha nadir bir lenfoma tipi ile ilişkilidir. Bakteriyel enfeksiyonu eradike etmek için kullanılan antibiyotikler yeterince erken verildiğinde, sıklıkla söz konusu bu durumu da tedavi ederler.
Non-Hodgkin lenfoma için bir risk faktörü olarak immunosupresyon Bağışıklığı baskılanmış, yani immünosuprese olmuş kişilerin savunma sistemleri güçsüz hale gelmiştir ve bu insanlar için non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskinde artış söz konusudur. Bunun nedeni muhtemelen B hücrelerinin çoğalması sırasında, T hücrelerinin fonksiyonlarını normal bir şekilde yerine getirebilmelerine bağlı olmasıdır. Eğer T hücresi fonksiyonu anormal ise, ki immünosuprese kişilerde bu durum söz konusudur, B hücreleri kontrolsüz bir biçimde çoğalabilir ve bu non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskini arttırır. İmmünupresyonun başlıca nedenlerinden biri, organ nakli veya kemik iliği naklinin ardından rejeksiyonu önlemek amacıyla verilen ilaçlardır. Organ nakli geçirmiş olan hastalarda non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riski artmıştır.
Non-Hodgkin lenfomanın belirtileri ve tanısı
Temel noktalar Non-Hodgkin lenfoma görülen tüm belirtiler başka durumlarda görülür ve bu başlangıçta tanı konmasını güçleştirir. Tipik belirtiler arasında boyunda, koltukaltında veya kasıktaki ağrısız, şişmiş ve uzun süredir mevcudiyetini koruyan bir lenf düğümü bulunmasıdır. Diğer belirtiler arasında açıklanamayan ateş, geceleri terleme ve istenmeyen kilo kaybı ve beraberinde nefes nefese kalma ve kaşıntı yer alır. Non-Hodgkin lenfomanın neden olabileceği tüm belirtilere diğer durumlar da yol açmış olabilir. Diğer bir deyişle non-Hodgkin lenfomanın varlığını garantilemek için kullanılabilecek tek bir belirti yoktur. Non-Hodgkin lenfoma tanısının oluşturulmasında teşhis koymak için yapılan testlerin bu kadar önemli olmasının bir nedeni de budur. Çok sık olarak, non-Hodgkin lenfoma teşhisi konduğu esnada hastalarda hiçbir belirti yoktur. Lenfoma ilk olarak sıklıkla hekimin yaptığı bir fizik muayenenin veya başka bir durum için istenen kan tahlilleri ya da göğüs röntgeni gibi tetkiklerin sonucunda düşünülür. Bu durum özellikle indolent non-Hodgkin lenfoması olan hastalar için geçerlidir; indolent non-Hodgkin lenfoma yavaş büyür ve uzun bir süre belirgin belirtiye neden olmaz. Meydana gelmeye başladıkları zaman, belirtiler dört büyük gruba ayrılabilir: Bir veya daha fazla lenf düğümünde şişme Fonksiyonel belirtiler (genel olarak kendini iyi hissetmeme şeklinde görülen belirtiler) Lenf düğümleri dışındaki kitlelere bağlı olan belirtiler Kan hücrelerinin sayısındaki düşmeye bağlı olan belirtiler Sık görülen belirtiler Ağrısız, şiş, genellikle çapı 1 cm’den fazla olan bir lenf düğümü, tanı konduğu sırada non-Hodgkin lenfomada en sık görülen belirtidir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan düğümler boyunda, koltukaltında veya kasık bölgesindedir. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmazlar, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Non-Hodgkin lenfoması olan hastaların pek çoğunda tanı konduğu sırada şişmiş lenf düğümleri bulunur.Unutulmamalıdır ki, şişmiş lenf düğümleri çok sık görülen bir durumdur ve lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar sözkonusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi enfeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle enfeksiyon iyileştikten sonra küçülürler.
Lenf düğümleri dışındaki belirtiler Her ne kadar tanı konduğu sırada non-Hodgkin lenfomada en sık görülen belirti şişmiş bir lenf düğümü ise de, sık görülen başka belirtiler de bulunmaktadır. Bunlar arasında: Genel olarak kendini iyi hissetmeme şeklinde görülen fonksiyonel belirtiler Lenf düğümü dışındaki yerlerde meydana gelen lenfoma kitlelerine atfedilebilen belirtiler yer alır. Fonksiyonel belirtiler, bir hastanın iyi olmadığını bildiren ve belli bir duruma has olmayan belirtilerdir. Non-Hodgkin lenfomada sık meydana gelen belirtiler arasında şunlar yer alır: Tekrarlayan, açıklanamayan ateş (vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması) Gece terlemesi; bu durum yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetlidir. İstenmeyen kilo kaybı (6 ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının kaybolması) Şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk İştahta azalma Non-Hodgkin lenfoması olan hastalarda görülebilecek diğer belirtiler arasında şunlar yer alır: Nefes nefese kalma veya öksürük İnatçı tarzda ve vücudun her yerinde hissedilebilen kaşıntı olabilir. Lenfoma vücudun başka bir yerinde, lenf düğümlerinin dışında yerleşmiş olduğu zaman tamamen farklı belirtiler meydana gelir. Örneğin, mide veya bağırsaklardaki lenfoma karın ağrısına, hazımsızlığa veya ishale neden olabilir.
Lenfoması olan pek çok kişinin kan hücrelerinin (örneğin kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositler) sayısında azalma mevcuttur. Bazen, bu durum lenfomanın kan hücrelerinin yapıldığı yer olan kemik iliğine yerleşmiş olmasına bağlıdır. Ancak, kemik iliğinin hastalık tarafından etkilendiğine dair hiçbir bulgu yoksa da hücrelerin sayısı azalabilir.
Kırmızı kan hücrelerinin sayısında azalma veya anemi meydana geldiğinde, bu kişiler kendilerini yorgun hissetmesine ve nefes nefese kalmasına yol açabilir. Bunun aksine, beyaz kan hücrelerinin sayısındaki azalma kişileri enfeksiyon kapmaya meyilli bir hale getirir, diğer taraftan trombosit sayısında azalma olması ise hastalarda kolay morarmaya veya kanamaya yol açar. Bunların tümü de non-Hodgkin lenfomada meydana gelebilir.
Non-Hodgkin lenfomanın tipleri
Temel noktalar Non-Hodgkin lenfomanın etkilediği hücrelerden alınan bir numune veya bir biyopsi, hekimlerin hastalığın alttipini belirlemelerine imkan verir. Sınıflandırma ve evrelemenin tedavi üzerindeki etkisi, hastalığın tipinin etkisinden daha fazladır. Non-Hodgkin lenfoma için yıllar içerisinde birçok sınıflama sistemi kullanılmıştır. Halen yaygın şekilde kullanılan Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırması (Tablo 1), hastalığın şu anda bilinen klinik ve patolojik özelliklerini birleştirmekte ve bunları ayrı gruplara kategorize etmektedir. Klinik pratikte geçerliliğini koruyan indolent ve agresif sınıflandırmaları da, pek çok farklı non-Hodgkin lenfoma tipini içermektedir. Bir hastada hangi tip non-Hodgkin lenfoma olduğunu belirleyebilecek pek çok test bulunmaktadır. Bu testlerin sonuçları hekimlere hastalığın muhtemel davranış şeklini ve uygulanabilecek en iyi tedavi hakkında bilgi verir.
Non-Hodgkin lenfomanın tipinin belirlenmesi mikroskop altında ve laboratuarda analiz edilmek üzere bir doku parçası alınmasını gerektirir. Hastalara biyopsi uygulanır, bu işlemde etkilenen lenf düğümü veya lenf düğümünün bir kısmı cerrahi olarak çıkartılır.
Non-Hodgkin lenfoması olan kişilerin çoğunda anormal B hücreleri veya B hücreli lenfoma bulunur. T hücreli lenfomalar çok daha nadirdir ve çocuklar ile genç erişkinlerde görülmeleri daha muhtemeldir.
Non-Hodgkin lenfoma, herkes için farklı bir deneyim
Temel noktalar Görünüşte benzer olan non-Hodgkin lenfoma olguları için bile farklı tedaviler uygulanması söz konusu olabilir. Tanıya yönelik testler nedeniyle tedavinin başlanmasında gecikme olmasından endişe edilmemelidir, çünkü doğru tedavinin seçilmesi hayati önem taşır. Lenfoma, herkes için farklı bir deneyimdir. Aynı tipte veya evrede lenfoması olan kişilere bile birbirilerinden farklı tedavi uygulanması ve farklı tedavi sonuçları elde edilmesi söz konusu olabilir.
Non-Hodgkin lenfoma tanısının konması veya tedavisinin başlanabilmesi için, önce tanıya yönelik mikroskop altında hücresel değerlendirme ve sonrasında evrelemeye yönelik testler yapılması gerekir.
Tüm bu testler yapılırken tedavi gereksiz yere gecikiyormuş gibi gelebilir. Ancak, doğru tedavinin uygulanması doğru tanı konmasına bağlıdır ve herhangi bir küçük gelişme, başlangıçtan itibaren en iyi tedavinin uygulanması sayesinde fazlasıyla telafi edilmiş olacaktır. İndolent non-Hodgkin lenfoma Agresif non-Hodgkin lenfoma İndolent non Hodgkin Lenfoma
Temel noktalar İndolent non-Hodgkin lenfoma hekimler başka bir durum nedeniyle araştırma yaparken “rastlantısal” bulunabilir. Hastalığın yavaş gelişmesi, hastalara derhal tedavi uygulanmayacağı anlamına gelebilir. İndolent non-Hodgkin lenfoma çeşitli şekillerde tedavi edilebilir ve çoğu zaman hastalıksız veya “remisyon” adı verilen bir dönem oluşması sağlanır. Eğer hastalık tedaviden sonra tekrar ederse, agresif forma dönüşüm görülebilir. İndolent non-Hodgkin lenfoma, non-Hodgkin lenfoma sınıflandırması içerisinde yer alan iki temel formdan biri olup, diğer form ise agresif olarak adlandırılır. İndolent non-Hodgkin lenfomalar “düşük dereceli” non-Hodgkin lenfomalar olarak da bilinir. Aşağıya geçiş menüsü Hastalığın doğal seyri Tedavinin önemi Ne beklenmeli Hastalığın doğal seyri İndolent non-Hodgkin lenfomalar düşük dereceli non-Hodgkin lenfomalar olarak da bilinir. Tipik olarak başlangıçta belirtiye neden olmazlar ve bir süre tespit edilmeden seyirlerini sürdürürler. Sıklıkla “rastlantısal”, yani bir hasta tamamen farklı bir nedenden dolayı hekimi ziyaret ettiğinde tespit edilebilir. Bu koşullarda, hekim rutin bir fizik muayene sırasında büyümüş bir lenf düğümü tespit edebilir. Bazen, bir kan tahlili ve göğüs röntgen filmi anormal bir bulgu ortaya çıkartabilir ve daha detaylı olarak araştırıldığında non-Hodgkin lenfomaya bağlı olduğu tespit edilebilir.
Ancak, indolent non-Hodgkin lenfoması olan bazı hastalar belirtileri nedeniyle hekime başvururlar. En sık görülen belirti, büyümüş bir lenf düğümüdür ve genellikle boyunda, koltukaltında veya kasıkta bir kitle olarak fark edilir. Tanı anında hastalarda non-Hodgkin lenfomanın herhangi başka bir belirtisi de bulunabilir.
İndolent non-Hodgkin lenfomalar yavaş büyüdüğünden ve sıklıkla hiçbir beelirtiye neden olmadıklarından, ilk tanı konduğu sırada pek çoğu ileri evrededir.
Tedavinin önemi Tüm non-Hodgkin lenfoma tipleri için tedavi seçenekleri mevcuttur. Kullanılan tedavinin tipi pek çok şeye bağlıdır ve bunlar arasında Non-Hodgkin lenfomanın tipi Non-Hodgkin lenfomanın evresi Lenfomanın nerede olduğu Hastanın genel sağlık durumu ve yaşı yer alır. Her ne kadar tedavi ile remisyon sağlanabilirse de, pek çok indolent non-Hodgkin lenfoma gelecekte nükseder ve bu tipik olarak 1,5 – 4 yıl sonrasında gerçekleşir. Bazı indolent non-Hodgkin lenfoma farklı bir formda, agresif lenfoma olarak nükseder. Dolayısıyla, indolent non-Hodgkin lenfoma tedavisi görmüş olan hastalar, kendilerini çok iyi hissediyor bile olsalar hekimin ve uzman ekibin önerisi doğrultusunda düzenli olarak kontrollere gitmesi ve testler yaptırması çok önemlidir.
Ne beklenmeli Erken evre non-Hodgkin lenfoması olup tanı konduğu esnada hastalığı sadece bir veya iki lenf düğümü ile sınırlı olan hastalarda tutulu lenf düğümlerine radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanabilir.
İleri evrede non-Hodgkin lenfoması olan ancak tanı sırasında hiçbir belirti bulunmayan hastalarda “gözle ve bekle” yaklaşımı önerilebilir.
Belirtiler ortaya çıktığında veya tanı konduğu sırada belirtileri olan hastalar için, tedavi genellikle gerekli olacaktır. En sık kullanılan tedavi kemoterapidir ve sıklıkla monoklonal antikorlar ile kombine edilir. Büyük lenfoma kitlelerini tedavi etmek amacıyla, bazen kemoterapi ile birlikte radyoterapi de kullanılır. Kullanılabilecek diğer tedaviler arasında, yüksek dozda kemoterapiyi takiben kemik iliği nakli uygulaması da yer alır.
Agresif non Hodgkin Lenfoma
Temel noktalar Agresif non-Hodgkin lenfoması olan hastalarda genellikle hastalığın erken evresinde belirtiler görülür ve hekimlerine başvururlar. Hastalık hızlı gelişen yapısına rağmen, pek çok tedavi formuna yanıt verir ve pek çok olguda kür sağlanır. Kür olmadan bile, pek çok hastada hastalığın bulunmadığı bir dönem veya “remisyon” sağlanır.
Hastalığın doğal seyri Agresif non-Hodgkin lenfomalar “yüksek dereceli” non-Hodgkin lenfomalar olarak bilinir. İsimlerinden anlaşılabileceği gibi, agresif non-Hodgkin lenfomalar hızlı büyürler. Bu nedenle, hastaların belirtileri fark edip hekime başvurması ve hastalığın görece daha erken bir döneminde uzman tedavisi için sevk edilmeleri muhtemeldir.Her ne kadar “agresif” terimi kulağa çok korkutucu gelmekteyse de, bu lenfomalar tedaviye sıklıkla çok iyi yanıt verir. İlk adımda standart tedaviye yanıt vermeyen hastalar bile yüksek doz kemoterapi ve kök hücre nakline sıklıkla iyi yanıt verirler.
Tedavinin önemi Tüm non-Hodgkin lenfoma tipleri için tedaviler mevcuttur. Kullanılan tedavinin tipi pek çok faktöre bağlıdır ve bunlar arasında Non-Hodgkin lenfomanın tipi Non-Hodgkin lenfomanın evrelemesi Lenfomanın nerede olduğu Hastanın genel sağlık durumu ve yaşı yer alır. Lenfoma için görünürde kür sağlanmış veya bir remisyon sağlanmış da olsa, hastaların kontrollere gitmesi ve testler yaptırması çok önemlidir.
Ne beklenmeli Erken evre agresif non-Hodgkin lenfoma tanısı alan hastalar genellikle kombinasyon kemoterapisi ile tedavi edilir. Bu tedavide, birden fazla kemoterapi ilacı kullanılır. Söz konusu bu tedavi genellikle monoklonal antikor ile birlikte verilir.
Radyoterapi de sıklıkla kullanılabilir ve tedavi spesifik olarak, etkilenen lenf düğümlerine yöneltilir. Her ne kadar bir hastanın tedaviye nasıl yanıt vereceğini tahmin etmek mümkün değilse de, erken evre agresif non-Hodgkin lenfomanın tedavisi ile hastaların %80’inde veya daha fazlasında bir kür veya remisyon (hastalıksız dönem) elde edilmesi sağlanır.
İleri evre non-Hodgkin lenfoması olduğu tespit edilen hastalara da, kombinasyon kemoterapisi ve monoklonal antikor tedavisi uygulanır. Ayrıca radyoterapi de uygulanabilir.
Tedaviye iyi yanıt vermeyen non-Hodgkin lenfoması olan hastalarda veya hastalığı nüksedenlerde, daha ileri tedavi uygulanması gerekir. Yüksek doz kemoterapi denenebilir ve kök hücre nakli gerçekleştirilebilir.
LENF SİSTEMİ NEDİR?
Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikrobik ve diğer pek çok hastalıklar ile mücadele eden akyuvarları üretir, biriktirir ve bedenimizin her köşesine taşır.
Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ile diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır. Lenf damarları, kan damarları gibi ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır. Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır. Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvar hücreleri, hastalıklar ile mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Bu hücrelere genel olarak lenfosit de denmektedir. Lenfositlerin iki görevi çok önemlidir:
1- Yabancı mikroorganizmalar ile savaşmak 2- Bedenimizde olası bir tümörün büyümesine engel olmak.
Bu ağın üzerinde bulunan önemli bir yapı da lenf bezleridir. Lenf bezleri fasülye benzeri bir yapıya sahip olan küçük organlardır. Bunlar bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerin üretilmesinden ve depolanmasından sorumludur.
Lenf bezleri boyun, koltuk altları, kasıklar, göğüs kafesinin içi ve karın gibi bedenin belli bölgelerinde kümeler halinde bulunur.
Lenf sisteminin diğer organları arasında bademcikler, dalak, kemik iliği de bulunmaktadır. Ayrıca mide, barsak ve cilt gibi bazı organlarımızda da lenf sisteminin özelliğini taşıyan doku bölümleri vardır.
Lenf damarları, lenf bezleri, diğer lenf organ ve dokularıyla birlikte tüm bu yapıya, lenf sistemi denmektedir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da lenfomadır.
LENFOMA KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Lenfoma, hem çocuklarda, hem de erişkinlerde görülen bir hastalıktır.
Lenfomaya yol açan bazı risk faktörleri
* Uzun süren (kronikleşmiş) enfeksiyon hastalıkları
* Bağışıklık sistemini zayıflatıcı durumlar
* Bazı kimyasal maddelere maruz kalma (Böcek öldürücü ilaçlar gibi)
* Bazı virüslerden kaynaklanan hastalıklar
LENFOMA'NIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Ağrısız bezeler: Ağrısız bezeler: En sık görülen belirti olan ağrısız bezeler, lenf bezlerinde oluşan, ağrı vermeyen, genellikle çapı 1 cm’den fazla olan düğüm şeklinde şişliklerdir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan bezeler, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde çıkar. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmaz, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Lenf düğümlerinin şişmesinin çok sık görülen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar söz konusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi enfeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle enfeksiyon iyileştikten sonra küçülür.
Sebebi bilinmeyen ateş: Ortada hiçbir sebep yokken vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması.
Gece terlemesi: Gece yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetli gece terlemesi.
Geçmeyen bitkinlik hali : Şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk.
Nedeni açıklanamayan kilo kaybı: 6 ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının kaybolması
Ciltte kaşıntı görülebilir.
Bu belirtiler ortaya çıktığında ne yapılmalı?
Kendinizde bu belirtileri görürseniz, doktorunuza danışın. Ancak unutmayın, bu işaretlerin hiçbiri lenfomaya özgü değildir; pekçok hastalıkta da benzer belirtiler görülebilmektedir. Tanıyı sadece hekim kesinleştirebilir.
(Kaynak: Milliyet) Daha fazla bilgi ve iletişim için aşağıdaki adresleri kullanabilirsiniz.