Hiç biraraya gelmemiş olsak da, hiç konuşmamış olsak da Hasan Doğan'ın düzgün ve iyi bir adam olduğunu biliyordum.
Beyefendiliği, kalbinin temizliği yüzünden akıyordu çünkü.
İnanın, kendi ailemden birini kaybetmiş kadar üzüldüm.
Aysel ve Hasan Doğan'ın tencere-kapak gibi bir çift olduklarına da eminim.
Mutsuzluk gibi mutluluk da yansıyor.
Ve onlar kadar uyumlu çiftlere çok rastlanmıyor.
Aysel Hanım'ın çeyrek finalde gösterdiği o çocuksu sevince bayılmıştım. Ne yalan söyleyeyim biraz da şaşırmıştım. Bu tür bir doğallık karşısında, bazı erkekler eşlerini, "Kendine gel" diye ikaz ederler, insanın bu coşkusunu "Elalem ne der takıntısı" yüzünden bastırmasına yol açarlar, bir de Hasan Doğan gibiler var tabii, müdahale etmedikleri gibi, karılarına arka çıkarlar. Onu, o maç esnasında eşini dürtmediği, "Şşşşşttt sakin ol!" demediği için de sevmiştim.
Yazık çok yazık.
Kızı Zeynep Doğan'a eşi Aysel Doğan'a Allah'tan sabır, Hasan Doğan'a da rahmet diliyorum.
Bütün sevenlerinin başı sağ olsun.
Hamiş: Acaba en son ne zaman check- up yaptırmıştı? Evet, kabul, kader diye bir şey var, olacağı varsa oluyor, ama yine de bu, kendimize bakmamız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Sırtınız ağrıyorsa ve kalp hastasıysanız, soluğu hastanede almanız gerekiyor. O bir işaret. Yapmıyoruz, ihmal ediyoruz, kendimize yazık ediyoruz.
Ya mini eteklilerin hakları?
Her şey saçma.
Tartışmalar saçma.
Söylenenler saçma.
İnsanların alındıkları hassasiyet gösterdikleri şeyler saçma. Allah sonumuzu hayretsin!
Geçen haftaki röportajda ettiği bir laf üzerine, bu ülkenin en varlıklı en etkili en büyük istihdam sağlayan iş adamlarından biriyle, Başbakan'ın birbirine girmesi ise en saçma olan...
Başbakan dikkatli okumamış...
O röportajda Rahmi Koç sadece "Sakallı, bıyıklı adamı katiyen işe almam" demedi, "Blue jeanli, mini eteklileri de işe almam" dedi, daha doğrusu, "İşyerine öyle gelmeleri iş ciddiyetiyle uyuşmaz..." dedi.
Bir işveren olarak, iş yerinde uyguladığı kuralları açıkladı.
Başbakan, sakallıların, bıyıklıların hakkını korumayı biliyor da, mini etekliler ve blue jeanliler için niye susuyor?
Asıl ayrımcılık burada bence.
Onlar ne halt ederse etsin...
Ama başbakanımızı bıyıklıların, sakallıların haklarını sonuna kadar korur hem de en sert ses tonuyla!
Rahmi Koç'un yanıt vermeme hassasiyetini çok anlıyorum ve saygı duyuyorum işe yaramayacak çünkü.
Başbakan yüzde 100 önyargılı davranıyor.
Ortada bir ayrımcılık filan da yok, o son derece masumane bir laftı, ne siyasi ne dini ne ideolojik tırnağım kadar göndermesi yoktu.
Detaylar önemlidir
Bir yere telefon açtığımda...
"Bir saniye efendim" diye beklemeye aldıklarında, fonda çalan müzikler beni hep ilgilendirir, evet detaydır ama benim için önemli bir detaydır, hemen kulak veririm.
Ömür boyu Carmina Burana çalıyorsa ve o müzik asla değişmiyorsa...
E bu kötü bir şeydir.
Tıpkı temiz olmayan tuvaletler gibi.
Doğru detay ama o şirketin vizyonu hakkında fikir verir, o şirketini oluşturan unsurlardan biridir.
Ne zaman Hillside Su'ya gitsem, lobide- mobide otururken "Bu çalan ne?" diyorum, müzikler hoşuma gidiyor, bazen daha önce bilmediğim, duymadığım şeyler oluyor, şarkının adını hemen not ediyorum çünkü o CD'den edinmek istiyorum.
Artık buna gerek yok.
Çünkü bir süredir o müziklerin CD'sini çıkarıyorlar.
Böyle bir numara çekiyorlar.
Çok hoşuma gidiyor.
Bu CD'lerden ticari bir kazanç sağladıkları yok ama sizce de hoş bir detay değil mi?
En yakın arkadaşım Nálán Apa, yıllardır Alarko'nun turizm grubunda çalışıyor, artık oranın demirbaşlarından, dün elinde bir CD ile geldi. O, bu proje ile o özel olarak ilgilendi, "Bak bu yenisi" dedi, "Ömer Karacan'ın seçtiği şarkılar. İçinde seveceğin parçalar var..."
Bu satırları yazarken fonda çalıyor. Bayıldım. Çarşamba günü de Hillside İstinye Teras'ta havuz başında özel bir davetle CD'nin çıkışını kutluyorlar. Ev sahibi Ömer Karacan, Edip İlbahar ve Nálán Apa...