Ah keşke ikincisi de olsa, adı bile hazır. Nar koyacağım. Bir misli daha abartacağım.
Ama sevgilim oralı bile olmuyor, ne numara çeksem işe yaramıyor, bana da elimdekine şükretmek kalıyor.
Ediyorum.
Ederken bile abartıyorum.
* * *
Ben Alya'yı emzirirken de abarttım.
1 yıl emzirdim, aslında bana bıraksalardı, hedef olarak 3 yıl koymuştum! Önümü kestiler, engellediler. Ay ne şahane bir şeydir emzirmek, erkeğin memenize dokunmasıyla da zerre kadar alákası yoktur, o ne kadar erotik bir şeyse; bu, sekse o kadar zıt bir şey ama olağanüstü bir şey.
Ve ben kafayı yedim süt vermekle.
Beyaz bir kanepe vardı evde, orada oturuyordum, dünya güzeli kızım kucağımda, mevsimler değişiyor, güneş doğuyor, batıyor, haberler izleniyor, filmler seyrediliyor, Oscar'lar alınıyor, ödüller veriliyor, seçimler oluyor, depremler oluyor, müthiş bir hızla hayat akıp gidiyor, ben hep oradayım, o kanepede, kızıma bakıyorum, gülümsüyorum.
Tuhaf olanı da, hiç öyle bir şey kaçırıyormuşum duygumun olmaması, ben olmam gereken yerdeyim zaten...
Kafam meşgul, acaba daha fazla nasıl emzirebilirimin hayallerini kuruyorum, hatta bu konuda bir iki röportaj yaptım ve sevgilime şöyle dedim: "UNICEF diyormuş ki, üç yıla kadar emzirebilirsiniz!" O sadece iki kelime etti: "Hadi oradan!" ve duruma el koydu.
Bir tür darbe yaptı, memeleri geri aldı!
Kötü mü oldu? Yooooo.
Zaten Alya'da değildi sorun, bendeydi, abartmıştım.
* * *
Yetmedi, anaokuluna gitme macerasında da abarttım.
Aslında zorlayan falan yoktu, ben kendim karar vermiştim, sosyalleşmesi için iyi olur diye ama son anda kıyamadım. Kapıda, anne-kız iki göz iki çeşme ağlıyoruz, bizi ayırmaya kalktılar, "Arabada bekleyin, ağlayacak ağlayacak susacak, sonra da alışacak" dediler, görüntü fena geldi, bu sefer ben dedim: "Hadi oradan!" Toparladığım gibi çocuğumu evimize getirdim.
Bu sefer de, acaba yanlış mı yaptım, bağımlı bir çocuk mu yetiştireceğim triplerine girdim.
O zamanlar dünyanın en büyük sorunu buydu benim için. Yazılar yazdım, pedagoglara sordum, okudum, araştırdım. Sonunda Nejla ile birlikte evi ana okulu haline getirdik, Nejla da zaten ana okulu öğretmeni, oh ne ala, mualla, çocuğum da yanımda...
Ama 6 ay sonra, Alya bizden sıkıldı, arkadaş istedi. Kapısında ağladığımız anaokuluna güle oynaya gitti. Sorun da kendiliğinden ortadan kalktı.
Zaten Alya'da değildi sorun, bendeydi, abartmıştım.
* * *
Bir yıl gitti o anaokuluna.
Mezun oldu hasbam!
Bu Eylül, ciddi bir okula başlayacak. Tahmin edeceğiniz gibi yine abarttım, o okulu buluncaya kadar Dubai'deki bütün okulları defalarca gezdim, sabahları oryantasyonlarına katıldım, ne tür bir eğitim veriyorlar, binaları nasıl, bahçeleri var mı, spora, sanata ne kadar ağırlık veriyorlar? Yaratıcı faaliyetler ne vaziyette? Bunların hepsi benim için sorundu, tek tek aştım. Annem çok akıllıca bir şey söyledi, "Bir de çocuğun fikrini alsan!"
Haydaaa, bu sefer, hepsini tek tek Alya ile birlikte dolaştık.
Sonunda kızımız, bir tanesine bayıldı, okula, oyuncaklara, oğlanlara ve onunla ilgilenen hocaya... Biz de "Tamam o halde" dedik.
Zaten Alya'da değildi sorun bendeydi, abartmıştım.
Şimdi başımızda yaz kampı macerası var.
5 günlük bir şey. Her zamanki gibi yine abarttıkça abartıyorum. Kampa servisle gidecek ama nasıl gidecek? Kazık kadar çocukların arasında benim nohut. "Ben büyüdüm" diyor, "Bineceğim o servise, Aslan Cem de sabahları okula servisle gidiyor..."
İyi de onun ablası var yanında, bunun etrafında tanıdığı bir Allah'ın kulu yok, dili pabuç gibi ama yaşı henüz 3.5! Artık anne yüreğim dayanmıyor, "Biraz daha büyümen lazım" diyorum, "Hayır gidecem" diyor. N'apsam, n'apsam?
Çaktırmadan okul servisini takip ediyorum, bir casus gibi kızımı uzaktan izliyorum, hiç tanımadığı çocuklar arasında, cam kenarında öylece kafası öne eğik duruyor, etrafındaki herkes ondan büyük, benim içim parçalanıyor...
Sonunda dayanamıyorum, otobanda başlıyorum el kol hareketleri yapmaya, "Yalnız değilsin yavrum!" desteği veriyorum, bağırıyorum, çağırıyorum el kol sallıyorum... Fark etmiyor...
Şoför ediyor, servis otobüsünün geri kalanı da... Bunda tık yok...
Sonunda çocuklardan biri dürtüyor, görüyor... Ve yüzü aydınlanıyor...
Herkese parmağıyla "Benim annem..." diye gösteriyor.