Çok yaratıcı buluyorum. Ve komik. Her duyduğumda içimden gülmek geliyor.
Ama ne kastettiklerini tam olarak bilemiyorum.
Ve en önemlisi: Mucidinin kim olduğunu?..
İkoncan, "küçük ikon" anlamına mı geliyor?.. Henüz küçük ama palazlanacak. Gün gelecek bütün magazin sayfalarını kaplayacak. Mesela Eda Taşpınar, bir zamanlar "ikoncan"dı sonra mı ikon oldu? İvana Sert ise şu anda ikoncan, şimdilik sadece yaz aylarında bikini giyip, güzel gövdesiyle boy gösterdiği zaman magazin sayfalarını işgal ediyor, kışın Allah bilir, henüz detaylı haber yapmaya değmiyor, belki bir gün...
Bu mudur, doğru mu anlamışım?
Peki bu sözcük nereden çıktı? Kimin icadı? Bir yerlerde biri var mı, "Bu lafı magazin tarihine ben kazandırdım ama bana ait olduğu bilinmiyor" diyen...
Bir zahmet o kişi parmak kaldırsın...
Serdar Turgut'un "öteki Türkiye"si gibi bir şey bu...
Neresinden bakarsanız bakın, yeni ve matrak bir kavram, mucidini bilmek istiyorum...
Heyecanla bekliyorum.
ÖLÜ BALIK GİBİ EL SIKMAK Dün yine oldu, çok hoş genç bir adamla tanıştım. Ve o benim elimi sıktı.
Aman Allahım!
Ölü balıkgillerden.
Diyecektim ki "Bütün şansını kaybettin. Böyle ölü balık gibi el mi sıkılır? Felaket, felaket! Yeryüzünde herhangi bir insanın sana bu el sıkışla, herhangi bir konuda şans verme ihtimali yok. Hele bir kadının hiç!.. Ders 1: Bir insanın eli adam gibi kavranır ve sıkılır!.."
Demedim tabii.
Onu üzmek, karizmasını çizmek istemedim.
Belki de yapmalıydım, öğrenmesini sağlamalıydım.
Bazen "kokan insanlar"la karşılaşınca da aynı şey oluyor: "Sabahları duş almak ve deodoran kullanmak bütün problemi çözer, gözünü seveyim bunu alışkanlık edin" demek istiyorum ama işte küçük/ genç/ öğrenir inşallah/ maddi durumu müsait değil/ zor koşullarda yaşıyor/ bana mı düştü söylemek/ şimdi ne gereği var kalbini kırmanın gibi gerekçelerle vazgeçiyorum.
Oysa belki de söylemeli, belki de iyi bir şey söylemek.
O yüzden şimdi de iyi bir şey yaptığımı düşünüyorum:
1- Karşındaki insanın elini başparmağının altından kavra ve bir süre bırakma. Ne çok sert ne çok yumuşak sık. Ama sağlam ve güven verici şekilde bir kavra. Bir süre salla. Bunu yaparken de gözlerinin içine bak.
2- Konumuzla alakası yok ama: İçki masasında kadeh tokuşturduğun insanların da gözünün içine bak ve bir zahmet kadehini masadaki herkesle tokuştur. Eğer herkesle şerefeleşmezsen 7 yıl kötü seks yaşarmışsın, benden söylemesi!
3- E madem başladık. Kadınlar ve büyükler ya da küçükler arabadan inecekse, kaldır o güzel poponu sen de in, sürücü mahallinde oturuyor olsan bile. Onları kapıya kadar geçir. Herhangi biri apartmana, binaya, işyerine girmeden de basıp gitme...
Bunları ihmal eden o kadar çok insanla karşılaşıyorum ki...
Üzülüyorum. Çok.
OKAN-AYŞE Biten bir ilişkinin ardından atıp tutmak, ileri geri konuşmak yakışık almaz.
Ben böyle bilirim.
Hele konuşan erkekse Aman Allah'ım!
Dedikoducu kadınlara döner.
İtibar kaybeder.
Dahası aşk/ tutku/ seks her ne haltsa yaşadığı, ayrım yapmaya başlarsa, "Onu, bunu, şunu değil de bir tek ilk karımı hiç unutamadım, elinde bilmem ne çiçekleriyle beni bekleyen hali bir başkaydı" diyorsa, evet ilk eşi onore ediyor, yere göğe koyamıyor ama diğer bütün kadınların da üzerinden yürüyüp geçiyor.
Ayıp.
Yedin, bitirdin o kadınları!
"Sizinle yaşadıklarımın benim için zerre kadar önemi yoktu" dedin, bu muydu niyetin?
İşte bu duygularla okudum Vatan'daki Okan Bayülgen röportajını. Ve içimden "Olmamış!" dedim, bir kere söyledikleri Okan'ın kendi zekásına ihanet. Zaten belki de bu zeká meselesidir onu bu hale getiren. Evet, Okan'a kötülüğü kadınlar yaptı. Ona "Şöyle zekisin, böyle zekisin. Hem zekisin, hem seksisin..." diye diye adamın kendini bir şey sanmasına sebep oldular, şimdi de ego patlaması yaşıyor, "Yeryüzünde bana hayır diyecek kadın yok" tripleri atıyor.
Belli ki zor bir dönem geçiriyor.
Ben Okan'ı severim ve parlak bulurum ama bu son açıklamaları için üzüldüm.
Çünkü Ayşe Özyılmazel'den intikam almaya çalıştığı çok açık ve netti.
Okan'ı daha zeki ve bu işleri daha incelikli yapar zannetmiştim.
* * *
Ve ertesi gün Ayşe'nin yazısı geldi.
Ona da aman Allah'ım!
O da aynı şekilde eski sevgiliye bir intikam yazısı döşenmiş olmasın mı? Olsun. Ne oluyor bunlara? Yoksa birbirine hálá aşıklar mı? Ondan mı böyle neredeyse "pornografik" yazılar döşeniyorlar karşılıklı, birbirlerini okurlara şikayet ediyorlar, "O aslında öyle değil, böyle biridir" imalarında bulunuyorlar, birbirlerini röportaj bombardımanına tutuyorlar?
Evet Okan'ın verdiği röportaj sinirdi ama Ayşe'nin yanıtı da çaçaron bir kadınınki gibiydi. Tamam isim vermemiş ama "ziyan erkek" yazısında Okan'dan söz ettiği çok açıktı.
Neyin ne olduğunu herkes biliyor.
Sessiz kalsaydı çok daha iyi olurdu.
"Ziyan erkek benim en yakın arkadaşımın kendisine aşık olduğunu iddia eden erkektir, onu da şunu da bunu da yapan erkektir..." gibi sonsuza uzanan bir liste de bence Ayşe'ye yakışmadı.
Eminim o da farkındadır ve o yazıyı yazdığına pişmandır