Birini yakalayınca o kadar çok soru soruyorum ki, röportaj bir "nehir söyleşi"ye dönüşüyor, salon salomanje yayınlayabileceğim yer de, ne yazık ki her zaman olmuyor, pazar röportajı, pazartesiye sarkıyor.
Sizin günlerce Serdar Burhan Kalsın okuyacak haliniz yok, kabul ediyorum.
Ama lütfen bu ismi bir yere not edin. Göreceksiniz ileride sık sık duyacağız ve onunla çok gururlanacağız. Rahat, kendini kasmayan biri. Sanatçı ama bir mühendis kafası var. Düzenli, disiplinli ve bilgili. Ben etkilendim. İlk oyunculuğunu Tom Hanks'le birlikte Terminal filminde gerçekleştirmiş. Şaka gibi! Rol arkadaşı Tom Hanks'miş, kameranın arkasında Kumminksy monitörün arkasında da Spielberg varmış.
Öyle haybeye konuşmuyor.
Cart diye fotoğraf gösteriyor, interneti açıp link'i önünüze dayıyor.
Arkadaş belgesiz dolaşmıyor yani!
Bir ara, "Ortalama Amerikalı gerçekten aptal mı?" diye soruyorum.
Uzun yıllardır Amerika'da yaşayan Kalsın'ın cevabını okumanızı tavsiye ediyorum ve gözlerinizden öpüyorum:
"Kesinlikle palavra! Bu, kısa süreli Amerika'ya okumaya ya da çalışmaya giden Türklerin ilk intibası. Amerika'ya ayak bastığınızda kimse size 'Buyruuun!' demiyor. Kimse sizi bulunduğunuz yerin, entelektüel camiasıyla tanıştırmıyor. Kaldı ki tanıştırsa da, sizde nerede onlarla sosyalleşecek İngilizce? Dolayısıyla siz, sizin gibi İngilizce'yi çat pat konuşan bir kısım yabancı ve onların etrafındaki hizmet sektörüne mecbur kalıyorsunuz. O kesim de haliyle çok parlak ve kültürlü değil, siz de 'Bu ortalama Amerikalı, amma salakmış!' diyorsunuz. Oysa, Amerika'da 2.3 milyon kişinin bankada bir milyon dolardan fazla parası var. Gerçek Amerika bu. Ülkeyi yöneten, şekillendiren, üst kademede yönetici olan, Washington'a yön veren, lobi faaliyetlerinde bulunan onlar. Bizim kendimizle kıyaslayıp, ortalamanın altından bulduğumuz bilgisiz kesim, onlara da hizmet eden kesim. Amerikalı salak-malak değil yani..."
Tuzlu kurabiye
Ve Serdar Burhan Kalsın'a son sorum:
"Amerika'da en çok neyi özlüyorsunuz?"
Gülerek şöyle diyor:
"Tuzlu kurabiyeyi! Tuzlu kurabiyenin olmadığı memleket olur mu ya? Buradan söylüyorum tuzlu kurabiyeyi Amerika'ya satan, paraya para demez!"
Süpersin Feride
Bir patron düşünün...
"Yeter artık! Bu yıl çok çalıştık, çok iyi işler çıkardık, hadi hafta sonu Mavi Yolculuk'a Göcek'e gidelim" diyor.
14 çalışanı için 14 kamaralık bir tekne kiralıyor. Tabii sadece bu, onu kesmiyor.
İstiyor ki, birlikte çalıştığı ekip, kendini gerçekten özel hissetsin.
Sürprizler yapıyor. Uçaktan indiklerinde onları tekneye götürecek otobüste Ajda'nın şarkısı çalıyor: "Sen iste her şey çok güzel oluuuuur... Sen iste elbet bir yol bulunuuur..."
Şirkette uyguladıkları felsefe bu, gülüyorlar.
Bakalım, patron daha ne numaralar çekti diye merakla bekliyorlar.
Her birine beyaz havlular yaptırıyor, üzerine şirketin ve kendi isimlerini işletiyor. Kalacakları kamaraların kapısına cesaret-tolerans-sevgi-aşk-ümit- başarı-tutku vesaire gibi kelimeler asıyor. Akşam yemeğinden sonra canları isterse, konuşacakları konu başlıkları bunlar. Teknede çalan müzikleri bir CD halinde getirip hediye ediyor. Ve daha neler neler. Ve onlara şunu söylüyor: "Sizin gibi bir ekiple çalıştığım için çok şanlıyım. Bu hafta sonu kendinizi özel hissetmenizi istedim. Çünkü öylesiniz. Umarım becerebilmişimdir..."
Şirketin adı Proiletişim. Patronu da Feride Edige.
Feridecim, ekibine yaptığın bu sürprizden çok etkilendim bilesin... Sen süpersin!