Birlikte bir tartışma daha gerçekleştirdik. Teşekkür ederim. Katılımınıza, hızınıza, fikirlerinize, kendinizi açık ve net ifade etmenize hayranım. Yüzlerce mail geldi. Yerim ölçüsünde yayınlıyorum...
KARAR KENDİSİNİNDİR
Melis'in karar vermesi gerekiyor: Ya annesi gibi vurdumduymaz bir anne olacak ya da kendi yaşadığı iletişimsizliği kendi çocuğuna yaşatmamak için elinden geleni yapacak. Bu durumda bizler ancak tavsiye verebiliriz, karar kendisindir, hayat onun hayatı. Biliyorum zor ama nice aileler var 750 YTL ile geçinmeye çalışan. Tanrı kendisine yardım etsin ve en doğru kararı alabilmesi için güç versin. (Özlem. Ö.)
- Tamamen katılıyorum size, hatalarımızın bedellerini çocuklarımız ödüyor. Melis de bunun pekala farkında. Ama gel de çık işin içinden! Onu aradım, "Yüzlerce mail geldi ve yüzde 90'ı oğlunu yanına alsın diyor" dedim. "Uzaktan davulun sesi hoş geliyor!" dedi. "En düşük kira 400 YTL. Sabahları işe gittiğimde oğlumu bırakabileceğim bir yer yok, annemden ya da bir aile büyüğümden hayır yok, oğlumu yanımda götürebileceğim bir işyeri yok, bir kreş bulsam, kreşi ödeyecek param da yok. Dalga mı geçiyor insanlar en doğrusu çocuğunu yanına alması diyerek. Ben de istiyorum ama nasıl..." dedi.
NE KOCAYA BOYUN EĞSİN NE BABAYA
Ben çok babanın merhametsizliğine takıldım. Olabilir mi böyle bir baba? Türk filmlerinde olurdu da gerçek değil sanırdım. Ne kocasına ne de babasına boyun eğsin. Çocuğunu alsın, standartlarını da ona göre ayarlasın, beraber yaşasın. (Özge Su K.)
- Ben de babanın ruh halini anlamakta zorluk çekiyorum. Zaten hemen sordum Melis'e: "Babandan herhangi bir tepki geldi mi?" Şöyle dedi: "İsimsiz bile olsa bunun sen olduğu anlaşılıyor. Sen bizi rezil mi etmeye çalışıyorsun dedi. Madem kendi başıma işler çeviriyormuşum. O zaman her şeye müstahakmışım. Artık kiramı da ödemeyecekmiş." "Pardon ama senin için hiç üzülmedi mi? Benim kızımın yardıma ihtiyacı var, sıkışmış kalmış, ben ona yardım etmeyeceğim de kim edecek filan demedi mi?" dedim. Melis, "Ben anlatamadım galiba" dedi, "Ne hissettiğim onu zerre kadar ilgilendirmiyor, olup biten her şeyi yok sayıyor. Orada kızımın bir oğlu var, benim torunum, kızım da oğlunu yanına almak istiyor, en doğal hakkı filan gibi bakmıyor meseleye. Adam silmiş beni" dedi.
O KADAR ÇOK Kİ ÜLKEMİZDE
O kadar çok var ki bizim ülkemizde. Nasıl vicdanları el veriyor da çocuklarını bırakıyorlar anlamıyorum. Ben 3 yaşındaki oğlumu yarım saatliğine anneme bırakıp alışverişe giderken bile aklım kalıyor, özlüyorum. Belki de genç anne olmanın verdiği bir çaresizliktir, kendisine de evladına da yazık. (Nermin S.)
- Gelen maillerden anladım ki, evet, bir sürü böyle hikaye var. Hamile kalıyor geç fark ediyor, artık kürtaj olma ihtimali de yok, bebeği doğuruyor ve hooop aile hemen bir başkasına veriyor. Kızlarının hayatını kurtardığını düşünüyorlar. Onun gebeliği ve doğurduğu bebeği sonsuza kadar unutmasını istiyorlar. Kız ise şaşkın, ilk flörtüyle "biraz ileri gitmiş olmanın" pişmanlığı ve ezikliği içinde. Çocuğa gelince, biyolojik annelerini hiç affetmiyorlar, öğrenirlerse tabii.
DÜNYAYA ÇOCUK GETİRDİYSEN
Melis K. bu dünyaya isteyerek ya da istemeyerek bir bebek getirdiyse onun yanında olmak zorunda. Kendi hayatını hiçe sayarak. Budur, bunun ötesi yoktur. (Melis Y.)
- Ben de böyle düşünüyordum. Ama bizim zannettiğimizden çaresiz durumlar var hayatta. Eski koca da velayeti üzerine almak için dava açmaya hazırlanıyormuş. Melis de "Kendi ayaklarımın üzerinde daha sağlam durduktan sonra alacağım oğlumu" diyor. Diyor ama... Nasıl yapacak... O da bilmiyor.
TRAVMALARIN EN BÜYÜĞÜ
Melis'in röportajını okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Bir insanın annesi tarafından terk edilmiş olması travmaların en büyüğü. Sürekli kendine "Neden?" diye soruyorsun. "Neden ben?", "Beni yeteri kadar sevseydi, bırakmazdı!" Hatta daha da ileri gidiyorsun, "Keşke beni doğurmasaydı!" Baban seni pamuklara sararak büyütmüş olsa da, sana sevgilerin en büyüğünü vermiş olsa da, öz annen tarafından terk edilmiş olmak insanı mahvediyor. Altından kalkılabilecek bir şey değil. Hiçbir çocuk bunu hak etmiyor. Telafisi de olmuyor. Ne yaparsa yapsın ama çocuğunu terk etmesin. (Aslı Gün. M.)
- Tartışmamıza katıldığınız için teşekkür ederim. Annenizin hangi şartlarda ve neden sizi bırakmak zorunda kaldığını bilmiyorum ama en azından şahane bir babanız varmış, ona da şükür. Sevgiler.
ŞAKA YAPIYORSUNUZ DEĞİL Mİ?
Şaka yapıyorsunuz değil mi "Ne yapsın?" diye sorarak, ne demek ne yapsın? 750 değil, 250 YTL de alsa, hemen çocuğunu yanına alsın. Gerekirse sürünsün ama asla oğlundan vazgeçmesin. Çok daha az parayla oğlumla birlikte yaşamaya karar verdiğimde, oğlum 8 yaşındaydı. Kiramı zor ödüyordum, bir gün bile "Of" demedim, şimdi onu Sabancı'da okutuyorum ve onunla geçirdiğim her dakika için de tanrıya şükrediyorum. (Ülkü Y.)
- Sizi tebrik ediyorum. Kimbilir ne zorluklar yaşamışsınızdır. Ama çocuğunuzun sizinle gurur duyduğuna eminim. O da sizi örnek alacaktır, kendi eksiklerini kendi çocuklarına yaşatmamaya çalışacaktır, çok iyi bir baba olacaktır.
BU NASIL BİR BABADIR?
Bu nasıl bir hikayedir? Öncelikle Melis'in babası, nasıl bir babadır ki, kendi kanından, canından olan bir bebeği yok sayıp, bir anayı çocuğundan ayırmayı düşünebiliyor? Adam ruhsuz, adam duygusuz, adam sevgisiz. Yani adam, adam değil. Zaten öyle olmasa 8 yıl boyunca kendi kızını görmeden durabilir miydi? Hoş Melis'i de pek anlayamadım. "Ne yapayım ben şimdi?" de ne demek? Ev, iş, para, araba rahatlığını çocuğuna tercih etmeyi mi düşünüyor? Eğer Melis çocuğunu gerçekten yanında istiyorsa her şeyi göze almalı... (Dilek Y.)
- Evet ama sanırım şu anda bunu yapacak gücü yok. Bana da sorsanız, ilk otobüse atlayıp oğluna gitmesi gerekiyor. Ama demek ki yüreğimizden geçirdiğimiz her şey, her zaman herkes tarafından uygulanamıyor. Ona da kızamıyorum çünkü kendimi onun yerine koyamıyorum. Herkes kendi gerçeğini yaşıyor şu hayatta. İyi şanslar diliyorum Melis'e. Kendisi ve oğlu için en doğru şeyi yapması dileğiyle...