Kuru eriklerimle birlikte CNBC-e’deki Cannes Film Festivali’ni baştan sona izledim...
Nuri Bilge Ceylan’ın da ödül aldığını biliyorum, en iyi yönetmen ödülü...
Gazetede okumuş, "Helal olsun!" demiş, başka haberlere geçmiştim... Ama dün televizyon yayınını izlerken fark ettim ki, söz konusu başarı, bu kadarla geçiştirilebilecek bir şey değil!
Aman Allah’ım kimler yok ki...
Bildiğimiz ne kadar Hollywood yıldızı varsa orada...
Avrupa sinemasının babaları da...
* * *
Ve bizim ülkemizden bir adam çıkıyor Nuri Bilge Ceylan, bütün O Clint Eastwood’ların, Steven Soderberg’lerin, Dardenne Kardeşler’in yarıştığı yerde, onlarla aşık atıyor ve en iyi yönetmen seçiliyor...
Bu isimler büyük isimler...
Jüri başkanı Sean Penn... Sonra Natalie Portman var o jüride... Ödülü veren Faye Dunaway... İzleyiciler arasında Catherine Deneuve... Robert de Niro, en alçakgönlüllü haliyle röportajlar veriyor, kendi fotoğraf makinesiyle, onu görüntüleyen kameraların fotoğrafını çekiyor...
Bunların hepsi, dünya çapında birer efsane...
Ve işte bin yıldır bildiğimiz bu isimler arasından bir genç Türk sivriliyor.
Ama ben gazete haberlerinde, açıkçası o coşkuyu göremedim.
Tamam 40 gün 40 gece bayram edelim demiyorum ama bir tuhaflık var. Sanki çok normal bir şeymiş gibi davranılıyor, yok sayılıyor. Hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum.
Nedir bu? Gişesi yok diye mi? Filmleri sadece 26 bin kişi tarafından izlendi diye mi?
"Halkın beğenmediği filmler ödül topluyor. Sıkıcılar ödül alıyor. Biz de onların haberini veriyoruz ama çok da tantana yapmıyoruz..."
Bu mudur?
Valla, size bir şey söyleyeyim bu adamı ister sevin, ister sevmeyin...
Filmlerini ister sıkıcı bulun, ister bulmayın...
O, dünya çapında büyük bir başarı kazandı.
Onu kutsayacaksınız... Yücelteceksiniz... Ben böyle düşünüyorum... Hatta onu manşet yapacaksınız... Daha geniş kitlelere tanıtacaksınız... Bitmedi...
Ona yatırım da yapacaksınız!
O, ödülü yalnız ve güzel ülkesine adadı.
Bakalım, ülkesi onun için neler yapacak?
Geleneksel Mami Resitali
Evet, annemin bale okulu var. Evet, annemin öğrencileri her yıl bir resital verir. Geleneksel hale geldi. 24 yıl oldu. Yine günü geldi. Bu hafta sonu. 30 Mayıs akşamı saat 20:00’de.
31 Mayıs saat 15:00’de ve yine akşam 20:00’de. Adana Sabancı Kültür Sitesi’nde.
Bu resitalde La Bayadere Balesi’nden bölümler sergilenecek, bilgilerinize sunulur...
Her canlı bir gün yaşlanacaktır
Indiana Jones bende müthiş bir hayal kırıklığı yarattı!
İnanır mısınız ağlamak filan istedim...
Kimsenin dünyaya kazık çakacak hali yok, tamam herkes yaşlanacak ama şunu fark ettim: Harrison Ford, bu rol için fazla yaşlanmış, bir uyumsuzluk, bir terslik var insanı rahatsız eden. Artık o kargo pantolonlar bile eskisi gibi durmuyor üzerinde.
Yanlış anlaşılmasın çok seviyorum onu, ama Indiana Jones artık onu aşmış, başka roller oynaması gerekiyor. Sevgilisi rolündeki Karen Allen ise, daha da felaket.
Kadınların kaderi... Sadece yaşlanmıyorlar, bir de genişliyorlar.
Belki de "muktedir" bildiğin insanların artık iktidarlarını kaybettiklerini görmenin hayal kırıklığıydı benimki. Hiç hoşuma gitmedi. Gözlerimi ekrandan kaçırmak istedim. Sinemadan çıkıp gitmek istedim. "Her canlı bir gün yaşlanacak" sloganından tüymek istedim. Şurada iki saat eğlenmek, oyalanmak için film seyrediyoruz. Bir de "Harrison Ford niye yaşlandı?" diye üzülmenin ne alemi var?
Hikayeyi de sağlam bulmadım. 25 yıl içinde o kadar iyi şeyler izlemişiz ki bu yavan kaldı. Baştan savma gibi geldi. Çok üzüldüm çoooooook.
Size bir şey itiraf edeyim mi, hayvanları o kadar severim ama Brigitte Bordot’u da "hayvan mesihi" olarak hatırlamak istemiyorum. Benim zihnimde o, benzersiz kadın Brigitte Bardot olarak kalsın...