Alya bahçede... Üzerinde küçük bir bikini var... Burası artık 43 derece olduğu için 50 koruma faktörüne rağmen tamamen yanmış durumda... Telefon kablosunu andıran saçları uzadı, ıslakken beline kadar geliyor, uçları röfleli gibi...
Pür ciddiyet, oyuncaklarını pembe bir küvette yıkıyor.
Baktım, bir ara kafasını küvete daldırıyor:
"Hayrola, ne yapıyorsun?"
"Sesimi suya koyuyorum!" diye cevap veriyor.
"Bak böyle işte..." deyip, cup kafasını yeniden suya sokuyor...
Çıkardığında "Anladım" diyorum:
"Senin artık sesin yok. Prensle birlikte olabilmek için sesinden vazgeçen denizkızı gibi..."
Konuşamadığı için "Evet anne aferin anladın" dercesine hızlı hızlı kafasını sallıyor.
Sonra ne sorduysam cevap yok.
Artık sessiz bir kız ya!
Biraz zaman geçiyor, yeniden kafasını suya sokup çıkarıyor.
"E şimdi ne yaptın?"
"Sesimi koyduğum yerden aldım anne" diyor "Artık konuşabiliriz..."
Çocukların hayal gücü beni büyülüyor!
UYUDU VE BİR DAHA UYANMADI
Geçen çarşamba beni darmaduman eden bir mail yayınladım.
Ve arkasından yüzlerce mail aldım.
Benim gibi etkilenen, ağlayan, kendi hikayelerini ve kayıplarını paylaşan...
Ve tabii neredeyse herkes, 18 yaşındaki bu gencin ölüm sebebini soruyordu.
Çoğunluk, trafik kazası diye düşünmüş.
Ben de öyle zannetmiştim.
Anne H.Y'den gelen maili sizinle paylaşıyorum.
"Hayır trafik kazası değil. Sadece bir akşam uyudu ve ertesi sabah uyanamadı. Otopsi raporunda bademciklerinin nefes borusunu tıkadığı yazıyor. Hiçbir rahatsızlığı yoktu. En son 2006 ocak ayında gribal enfeksiyon yaşamıştı. Benim oğlum uyudu ve bir daha uyanmadı. Bu kadar saçma ve basit... Tek sevindiğim şey şu: Biz onunla sizin kızınızla yaşadığınız kadar sıcak, yoğun, eğlenceli yaşadık. Birbirimizi çok mutlu ettik. Keşke dediğim hiçbir şey yok geride..."
İLK HAYAL KIRIKLIĞI Sabahları Alya'yı okula bırakıyorum "Good Morning Miss Heather" diye öğretmenini selamlıyor, sonra koşarak Felipe'ye sarılıyor.
Felipe, Kolombiyalı bir çocuk.
Hep el eleler.
Çok iyi anlaşıyorlar.
Birbirlerine resim yapıp, hediye ediyorlar.
Kumlarda yuvarlanıyorlar, birlikte yüzüyorlar.
Bir tür aşk yaşıyorlar yani. 3 yaş aşkı...
* * *
Ama...
Geçenlerde bizimki, ilk hayal kırıklığını yaşadı.
Okuldan bir arkadaşlarının doğum günü vardı.
Her zamanki gibi Felipe'nin yanına gitti.
O da ne!
Felipe, 8 ay boyunca yere göğe koyamadığı Alya'nın suratına bile bakmadı...
Neden?
Çünkü Osman'la oyuna dalmıştı, arabalar, vinçler...
Erkek muhabbeti...
Alya inanamadı başına gelenlere...
Felipe'nin elini filan tutmaya çalıştı, en sempatik gülücükleri attı...
İki erkeğin arasına girmeye uğraştı, ıh ıh, yok...
"Git seni istemiyoruz" dediler.
Daha fazlasını gururuna yediremedi...
Ah benim güzel Alyam, erkeklerden ilk darbeyi, o gün, orada yedi!
Ve ağlayarak yanıma geldi.
"Artık Felipe benim arkadaşım değil, o Osman'ın arkadaşı" dedi. Şimdi ne söyleyeyim?
"Böyle şeyler olur" mu diyeyim?
"Hiç kimse vazgeçilmez değil. Hayatın gerçekleriyle ne kadar çabuk yüz yüze gelirsen o kadar iyi olur?" mu diyeyim?
3 yaşında daha, nereden anlayacak, demedim tabii...
En kendimden emin sesimle, "Deli misin?" dedim, "Hepiniz arkadaşsınız. Sabahları Felipe'yle oynuyorsun ama öğleden sonraları Aslan Cem'le. Felipe bozuluyor mu?
Hayır.
Zaten daha önce de Hamdan aşağı, Hamdan yukarıydı, Felipe'nin yüzüne bile bakmıyordun.
Sakın üzülme.
Hadi git Allegra'yla oyna..."
Ama içim parçalandı.
Bu da ilkti, hissettim, daha bir sürü yara bere alacaktı, daha çoook kıç üstü yere oturacaktı...
Ve ben onu aslında koruyamayacaktım, o da şu hayatta herkes gibi kendi gerçeğini yaşayacaktı!
Büyümek böyle bir şeydi...
Birden hiç büyümesin istedim, içime geri sokayım, orada güvende olsun...