İnsanların neden delirdiğini değil nasıl delirmediğini merak edin
Evet, tam da neşeli bir yemeğin sonundaydık. Mutfaktaydım. Elinde kirli tabaklarla geldi ve “onlar benim gerçek anne babam değilmiş” dedi. Kalakaldım.
Arkadaşım son derece sakin bir şekilde anlatmaya devam etti. “Öğreneli çok oldu. Aile içi bir tartışmadan sonra akrabalarımdan biri pat diye söyleyiverdi bir gün. Önce şaşırdım. İnanmadım. Sonra diğer akrabalarıma da sordum. Birkaç ay önce babamı kaybetmiştim. Perişandım zaten. Öğrendiğim birkaç bilgiyle anneme gittim. İnkâr etti başlangıçta. Sonra kabul etti. Akrabalarımın anlattıklarından farklı olarak beni yetiştirme yurdundan aldıklarını, biyolojik anne babamın trafik kazasında öldüğünü söyledi.”
Şaşkınlıkla, karmaşık duygular içinde arkadaşıma bakıyordum. “Ya, işte böyle arkadaşım. 30 yaşımdan sonra bir sabah göğsünde uyuduğum, özlediğim, kavga ettiğim, sevdiğim, kızdığım, onlara bir şey olursa diye korkular içinde yaşadığım insanların gerçek anne babam olmadığını öğendim.”
***
Gözlerim doldu, ne söylenir bu durumda bilemiyordum. Konukların bir kısmı gitmiş, çok yakın birkaç kişi kalmıştık. Kahvelerimizi içerken göz göze geldik. Konuşmak, sormak istiyordum ama diğerlerinin yanında yapamıyordum. Herkes yattıktan sonra anlatmaya devam etti...
“Önceleri inanmak istemedim. Sonra müthiş bir kızgınlık yerleşti içime. Beni nasıl böyle aldatabilirler? Gerçek annem babam kim? Neredeler, yaşıyorlar mı? Herkesi sorguluyordum. Farklı hikâyeler anlatılması beni daha da mutsuz ediyordu. Çocukluğum boyunca baktığım fotoğrafların birer mizansen, beni inandırmak için hazırlanmış sahneler olduğunu öğrenmek, gerçek annemin beni bırakmış olması, beni büyüten babamın gerçeği öğrenmeyeyim diye hiçbir şeye ulaşamam için önlem alması beni çok yaraladı. Üstelik annemi üzmek de istemiyordum. Babamın ölümü çok tazeydi ve beni de kaybetme korkusunu yaşamasını istemiyordum. Kimseyle paylaşamıyordum bu sırrı. Akrabalarımın anlattığına göre tanınmış bir ailenin 16 yaşındaki kızı sevgilisinden hamile kalmış ve beni annemle babama vermişti. Bir yıl boyunca zaman zaman gelip beni sormuştu. Bana çok benziyordu. 13 ya da 14 yaşımdayken bir gün beni görmüş, adresimi bulmuş, beni almak istemişti ama o kadar büyük bir tepkiyle karşılaşmıştı ki bir daha ortalarda görünmemişti. Muhtemelen hayattaydı.
Annem asla kabul etmedi bunları. Kesinlikle ilk anlattığının gerçek olduğunu söylüyordu.
***
Kendi kendime araştırmaya başladım. 1966’ya ait bir noter senedine ulaştım. O zamanlar Korunmaya Muhtaç Çocukları Koruma Birliği varmış. Orada çalışan çocuk takip işleri memuru M. Fazlı Yalçın bana vasi tayin edilmiş ki hatırlıyorum, zaman zaman babama gelip giderdi. 1967’de Nuran ve Selahattin kızı Oya Yosunkaya olarak annem ve babama evlat verildiğime dair bir de mahkeme kararı buldum. Nüfus kayıtlarını incelettim ama Nuran ve Selahattin diye hiçbir kayda ulaşamadım. Üstelik adım elimdeki üç belgede de farklı geçiyordu. Birinde Oya Yosunkara, birinde Yosunkaya birinde de Sosunkara. Özellikle mi yapılmış yoksa bir hata mı bilmiyorum. Nüfus kayıtlarım evlat edinilmeyle başlıyor. Öncesi yok. Belki bulunmuş bir çocuksundur diyorlar. Ama nerede bulundum bilmiyorum.”
Arkadaşıma “belki de hiç aramasan, belki bulmasan daha iyidir, belki bulduğunda daha kötü olacaksın” dedim.
“Bunu da düşündüm” dedi içini çekerek. “Bir gün doktordaydım. Ailenizde genetik bir hastalık var mı sorusuyla karşılaştığımda ‘bilmiyorum’ demek çok acı geldi. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ama bulmak istiyorum” dedi.
***
Bir sevişme, bir gençlik hatası nelere, kaç insan ömrüne mal oluyor... Arkadaşımın sakin, güleç, kitaplardan başını kadırmayan, dünyayla ve kendisiyle barışık halini düşününce zihnindeki ve kalbindeki karmaşaya daha da buruldu içim. Ona mesaj attım: “Yazayım mı? Belki bir ipucu buluruz ne dersin? Ben hep senin yanındayım.”
Yanıt geldi: “Tamam.”
Bahçelievler Çocuk Yuvası’ndan alındığını, 1967’de evlat edinildiğini, o tarihlerdeki adının Oya olduğunu ve vasisinin şu anda hayatta olmayan Fazlı Yalçın olduğunu, çok uzun yıllar Fındıkzade’de oturduklarını biliyoruz. Yazımı okuyan birileri belki bu isimlerden birine ait bir hikâye duymuştur. Belki bize yardımcı olurlar ve oyayosunkaya@gmail.com adresine yazarlar...
Sokaktaki insanlara, kendi öykünüze baktığınızda, yazının başlığına katılırsınız sanırım... Bu kadar karmaşık bir hayatta insanların nasıl olup da delirmediğini merak etmek gerek...