Türkiye onu dinlemeye, sevmeye doyamadığından, çocukları Ergun, Ferayi ve Ömer için hep bir özlem olarak kalan kadın..
***
1918 yılında doğan Müzeyyen Senar doksan yıllık ömrüne bir ülke tarihi sığdırdığından onu bilene anlatmak kadar büyük densizlik olamaz sanırım.
On günlük seyahatim boyunca Müzeyyen Hanım hep benimleydi. Çok zaman önce başlayıp Ankara’da annemin evinde unuttuğum, maceralı bir dönüşle kavuştuğum hayatını anlatan kitabını bu yolculuğumda bitirdim. Sabah kahvaltılarında konumuz hep benim bir gece önce okuduklarım oldu. Müzeyyen Senar’ın aşkları, mutsuzlukları, kırıklıkları, başarıları, kayıpları konuşuldu durdu.
Çok şey yaşamışların suskunlukları ruhlarındaki efendilikten geliyormuş onu anladık. Kötü yaşlanan ve kelamına hâlâ kıymet verilen kimi ünlülerin acı, ekşi, utandıran konuşmaları, suçlamaları, anıları yanında kim bilir hangi endişeyle kimi anılarının üzerini örten Müzeyyen Hanım’ı anlamaya çalıştık... Anımsadığı kimi detaylara hayret ettik... Velhasıl Müzeyyen Hanım’ı daha bir sevdik...
***
Kitapla birlikte biten seyahatin ardından İstanbul’un sıcağından kaçıp Sapanca’ya sığındım yine. Köşe yazılarım dışında yazma işini bıraktım. Sadece okumadayım. Elimdeki senaryolardan birine karar vermeliyim. Kimine gülümsüyorum, kiminde gözlerim doluyor. Benim olmadığında kimin olacak bu roller bilmiyorum. S.’nin senaryosu mahvediyor beni. Akşam olmuş zaten, çocuklar banyolardan çıkıyor beyaz sabun kokularıyla, biber kızartılıyor mutfakta, yan komşum mangalını yakıyor, kömür kokusu havada...
Bense tüm bu kokular arasında, elimdeki senaryodan taşan kederle elma ağacına bakıyorum. Kalkıp en sevdiğim Müzeyyen’imi koyuyorum antika kaset çalarıma. Salıncakta sallanırken ben, Müzeyyen Hanım “benzemez kimse sana” diyor...
Çocukluğumda annemin dinlediği long play’lerden birinde “Çal Ercüment çal” diyerek şarkıya girerdi Müzeyyen Hanım. O tarihlerde benim bugünkü yaşımdan daha genç olan annem ağlar, “babam çok severdi Müzeyyen Hanım’ı” diye fısıldar, gözünü silerdi. Dedem, annem, ben ve banyodan çıkıp, kucağıma oturan sabun kokulu kızım... Müzeyyen Hanım’ın sesine yetişmiş dört kuşak... Şimdi kızım da dinliyor benimle...
***
Sekiz yaşında bir düğünde şarkılar söyledikten sonra kekeme olan Müzeyyen Hanım’a efsanevi bir başarı veren Tanrı, verdiğinin karşılığında kimi şeyleri de almış elbette... Sevdiklerini, aşkını, çocuklarıyla dolu dolu bir yaşamı... O, Türkiye’nin Müzeyyen Senar’ı. O benim en güzel Müzeyyenim. Nice depremler görmüş eski bir kale kadar sağlam duran ama kırılgan kanatlarıyla her haneye bir anlam, güzel sesiyle her gönüle bir aşk bırakan efsane...