Defalarca yazmış olabilirim: Fikrini sormadığınız insanın akıl vermesi kadar çıldırtıcı bir başka eylem olabilir mi?
Tatlı bir sohbetin ortasında, hanımlardan bir tanesi bir diğer hanıma dönüp “şekerim bu desenler seni çok taşralı gösteriyor, daha düz şeyler giysen?” dediğinde benim yanaklarıma ateş basar. Giysileri sebebiyle taşralı görünen kişi kibarsa “aa öyle mi, bir denemek lazım aslında” gibi şirin şeker bir yanıt da verebilir “sana sordum mu?” gibi son derece haklı ama kulağa kaba gelen bir karşı soruyla da...
Her konuda, her konumda bilgi sahibi insanlar vardır malumunuz. Yuttukları salkımlardan kalan saplarla uzun bir talkın yumağı yapmışlardır kendilerine. Hayat içinde kendinden bu kadar memnun olabilen insanlara gıpta edilmez de ne edilir, sorarım size?
***
Üç beş yıl öncesine kadar böyle insanlarla aynı odaya düştüğümde bir çeşit anksiyete yaşardı vücudum. Ellerimde terleme, mide bulantısı, müthiş bir iç sıkıntısı başlardı ve tüm enerjimin ayaklarımdan toprağa akıp gittiğini zannederdim. Şimdi sadece bir tokatlama isteği duyuyor ve bunu bastırabiliyorum.
Öyle de bir ülkede yaşıyoruz ki herkes TV eleştirmeni, herkes degüstatör, herkes imaj danışmanı, herkes ekonomist, herkes eczacı, herkes öğretmen, herkes imam...
Herkesin her konuda fikri var!
Sen ne zaman tamamlandın a kardeşim? Ne zaman ruhun, bilgin, tecrüben, bedenin huzurun şahikasına çıktı da bana oradan sesleniyorsun?
Üstelik bizimki gibi kamuya açık ve beğeniye yönelik bir iş yapıyorsanız durumunuz iki katı zorlaşıyor. Zevzekçe yaklaşımlara zaten tahammülsüz iseniz, bu yorumları en doğal hakkı gören sokaktaki gamsız kalabalığa dayanabilmeniz destek tedavi ile mümkün olabiliyor.
Bir de malumatfuruş kişiler var ki onları unutursam yukarıda saydıklarıma haksızlık etmiş olurum. Bunlar da köşe yazarı, romancı, eleştirmen, şovmen filan falan... (Küstahlar üstü üslubu ve kibriyle kaliteli okuru ve izleyici ezme güdülü bilirkişi korosu!)
***
Sanki iyi bir evlat olmayı başarabilmiş gibi herkesin herkese ebeveynlik taslamasına duyduğum görkemli öfkemi, bu akıl vermelere, yol yordam öğretmelere, aşmış bitirmiş yukarıdan esprilere duyduğum sonsuz nefreti yazarak paylaşmak ve azaltmak istedim bugün...
Sokakta, TV’de, gazetede kimi görsek müthiş bir arsızlaşma içinde, son derece itici bir yırtık tavırla geniş zamanlı cümleler kurmalarını, kurabilmelerini ne ile açıklayabiliriz?
Daha yirmili yaşlarında aşk, seks, siyaset, oluşum, insan karakteri ile ilgili bu kadar geniş sonuçlar çıkarabilmek ve harita gibi demeçler verebilmek nasıl mümkün olabilir? Nasıl bu kadar sevimsiz, genç görünümlü eski peynire dönebilir insanlar?
Hayatta kalmanın kendini korumanın yolunun ve eleştirilmekten gelen acının en önemli ağrı kesicisinin “alayınızı takmam hatta gerekirse ben size yan bakarım” kabadayılığı olduğuna mı inanılıyor artık?
“Seda yaptı, İbo yaptı, yapan yırttı, ben de yaparım ne var ki” mi yani bunun yanıtı? Bu mu yani?