Paraya Brezilya hatta belki Hindistan’da bile bu kadar yüksek faizli kazanç yok. Yüzde yirmi diyorum sana. Allah’ın Japon ev kadınları bile paralarını Türkiye’de faize veriyorlar. Nereye kadar uçacak kardeşim bu balon?” diye söyleniyor karşımda. “Bir tek Türkiye’de olur bu. Şimdilik günü kurtardık. Kriz ötelendi” diye söylene söylene gidiyor. Doğru, belki de bir sürü şey... Sadece Türkiye’de... Oluyor işte... Biliyorsunuz...
***
Konut Edindirme Yasası gereği yapılan kesintilerin geri ödemelerinin bir kısmı yapılamıyor. 3 ila 4 milyon kişiye... Çünkü o belgeler, üzerinden on yıl geçtiği için SEKA’da hamur olmuş. SEKA’da hamur olmuşlar!!! Dönüştürülmüşler. Şimdi 1987 ile 1995 arasında nerede çalıştığını ispat et ve itiraz et diyorlar mağdurlara. Hem de üç ay içinde. Bunu burada yapıyorlar. Benim ülkemde, gelişmekte olan Türkiye’de. Bilgisayara daktilo muamelesi yapılan devlet dairelerinin diyarında. Çünkü burada 10 yıl çok zaman. Yer yok arşive. 20 değil, 30 değil, 50 değil, sadece 10 (on) yıldan söz ediyoruz... Zaman aşımı sebebiyle evrak kağıt fabrikasına gitmiş. TRT arşivine sahip çıkamazken, arşivler kilit altındayken, resmi evrak hamura dönüşürken niye zayıf bellekli bir toplum olmayalım ki?
***
Doğru, sanki sadece bu sınırlarda olur böyle şeyler... Topçu binbaşının kollarına sarılmış, senin benim, hepimizin bakmayı çoktan bıraktığı “o” yere, “o” noktaya, “o” gerçeğe dikmiş boş bakışlarını... Biz göremiyoruz artık ama o görüyor sanki. Başında poşusu, elleri sarkık, kirli sakallı yüzü çökmüş, gözleri boşlukta “Bıraymın Şehit bu komutanım” diyor. Şehit er Muzaffer Gültekin’in ağabeyi Kürtçe ağlıyor binbaşının kollarında. “Kardeşim şehit olmuş komutanım” diyor... Komutanım “binlercesi feda olsun bu vatan için” diyor... Kardeşinin ardından bakar gibi bakıyor ağabey boşluğa, hâlâ komutanın kollarında. Ama senin, benim, çoğumuzun çoktan bakmayı bıraktığı, kanıksadığı, başka boşluklarda bir şey görmeye çalışarak oyalandığı o gerçeğe bakıyor. Suskun...
***
Yeni dünyanın, yeni yaşamın içinde yer almaya çalışan ülkeler arasında bir tek burada mı oluyor bunlar? Bıraktım diktatörlükle yönetilmiş, yönetilen ırkçı, ayrımcı, fundamentalist ülkeleri... Yüzyılın başındaki İspanya ve İtalya’da, Hindistan’da, İran’da, Şili’de, Kolombiya’da yaşamıyorsak... Onlardan biri değilsek eğer... Yeni dünyada bir tek bu topraklarda mı arşivini kağıda, geçmişini çamura dönüştürüyorlar bir toplumun? O zaman mı bulanıyor zihin? O zaman mı dalgın, umursamaz, bencil, çaresiz oluyor insanlar? Ne ödediklerini, ne için ödediklerini unuttukları için mi?