11 yıldır sanki hiç yaş almamışım ve aşk hâlâ Allah’ın koyduğu yerde duruyor.
Ya da 11 yıldır sanki öyle yaşlanmış öyle hurdaya çıkmış ki aklım, kalbim bir daha hiçbir şey ama hiçbir şey eskisi gibi olmaz diyor...
Sisler içindeki 11 yıldan çıkıp gelen ve sisler içinde sahne alan Yaşar’sa “her şey eskisi gibi” diye yanıt veriyor sanki...
Rumeli Hisarı’nda yine çok sıcak bir gece ve yine iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık vardı. Ve Yaşar onca yıldır dinlemekten bıkmadığım şarkılarını akustik bir düzenleme içinde “demini almış” bir yorumla okumaya başladığında gözlerimden akan yaşlar bana bile sürpriz oldu aslında... Yaşar sanki orada, elinde gitarıyla “Onun Vedası”nı okuyan beyaz tişörtlü o gencecik çocuk, ben ve oradaki binlerce kişi de 11 yıl önce nerede, neyin başlangıcındaysak işte yine o noktadaki taze dinleyicilerdik...
Bazen böyle olur bilirsiniz bir başlarsınız ağlamaya, sonra neye ağladığınızı bile takip edemezsiniz. Gözyaşlarınız bağımsızlığını almıştır artık sizden, aralıksız boşalırlar yanaklarınızdan aşağı... Ben de koyverdim gitti.
***
11 kocaman yıl, 11 hiç sayılacak bir çocuk ömür...
Size de her şey daha büyük bir hızla eskiyormuş gibi gelmiyor mu? Eskiden şehirlerin değişmesi bile otuz yıla yayılan bir öyküydü. Kuşaklar arasındaki düşünce farklılıklarının pratiğe geçmesi yirmi-yirmi beş yılda mümkün olurdu. Bir toplumun ahlaki değerlerinin, geleneksel yapısının küçük değişiklikleri ise çok daha zordu.
Tüketimin en belirgin yaşam özelliği olduğu büyük şehirlerde aidiyet, romantizm vs. hepsi şapşallık sayılıyor ya artık ve gelişen teknoloji sayesinde hızla da yayılıyor. Bir bakıyorsunuz iki yıldır geçmediğiniz bir sokağa koca bir alışveriş merkezi, iki de büyük site kondurmuşlar. Duraklar değişmis, geçişler tek yönlü oluvermiş. Yolunuzu bulamıyorsunuz hani, bunalıyorsunuz.
Eğitim sistemi bile zırt pırt değiştiğinden, eğitimini başladığı sistemle bitiremediği için serseme dönüyor ya çocuklar, hatta çocuklardan çok veliler. Okulların önünde 3 liraya satılıveriyor ya uyuşturucu haplar ve satıcıları mafyadan daha çok koruyor çocuklar. Hani çabuk çabuk bıkıyor insanlar birbirlerinden. Bilgisayar oyununa dönüşüyor ya ilişkiler. “Game over oldu, hadi baştan” diyoruz ya hepimiz. Cenazeler bile işini pazarlama sahasına dönüşüyor. Serserileri, denyoları, dangul dungulları, cahilleri, ağzına geleni söyleyenleri, sorunluları daha çok seviyoruz ya toplum olarak daha çok reyting, daha çok itibar, daha çok para veriyoruz...
Bu yüzden hepimiz şikâyetçi, bu yüzden hepimiz daha şüpheci, bu yüzden hepimiz daha korkak ve suçlayıcıyız ya artık. Bu yüzden karmakarışık kafalar, bu yüzden yalan dolan hayatlar, bu yüzden ne yapacağını bilmez “kararsızlardan” oluşuyor ya sokaklar.
İşte ben o yüzden ağladım o gece... Değişen yeni hayat içinde değişmeyen şeylere... Ve o gece Hisar’ı dolduran o kalabalığın kimbilir belki de benimle aynı kaldırımda olduğunu fark ettiğimden, kimse Yaşar gibi anlatmadığından şarkılarını...
***
Yaşar... Kimseye eğilip bükülmeyen, aklı kalbinde, kalbi başında, okur-yazar, buruk ama hep güçlü eski dostum benim, yeni albümü “DEM” gibi bir konser verdi o gece...
Değişmeyen güzel şeylerden biri de Yaşar ve onun yaz konserleri. Onca yılın anılarını, izlerini taşıyan gerçek kelimeleri, güzel şarkıları ağlatırken konser bitti...
Hisar’dan Bebek’e kadar yürüdüm.
Doldurularak genişletilmiş sahili çabucak otoparka dönüştüren onlarca araba içinde yol bulmaya uğraşırken ışıklı güzelim Boğaz’a baktım. Halimiz buydu işte: Arabalar ve şehir gürültüsü içinde bakacak güzel bir yön bulmaya çalışan çocuklar. Şarkılara, demode aşklara, insanlara inanan.. Şapşallar işte...