Atina da dönmüş İstanbul’a. Kahveyi biz mi öğrettik onlara, lokum Turkish midir yoksa Greek delight mıdır, kebap ya da dolma kimden çıkar önemli midir, pek emin değilim.
İki saattir motor üstünde serseme dönmüş kafam, güneşten yanmış ellerimle bu yazıyı kotarmaya çalışırken hâlâ “Konstantinopolis”in fethini gümbür gümbür kutlayışımızı düşünüyorum. Büyük depremlerle birbirinden ayrılan dağların arasına dolan sulara Ege Denizi diyoruz. Şu anda motorla üzerinde dönüp durduğumuz şahane adalar bir zamanlar o dağların tepeleriymiş. Ekmeği, köftesi, dolması, salatası, kahvesi, öfkesi, dedikodusu... Kötü şehirleşmesi, kendini sevmesi bile aynı değil mi? Birimiz Avrupa Birliği’nin öz çocuğu, diğeri DNA testini bekleyen gariban mı?
***
Atina’da Ulusal Arkeoloji Müzesi’ni gezdik pazartesi tüm öğleden sonra. Müzedeki heybetli heykellerden birinin ardına baktığımda Trabzon Sümela Manastırı’nda gördüğüm kazmalığı gördüm yine. Manastırın o güzelim duvarlarına adlarını kazımıştı tarihe iz bırakmaya meraklı odunlar. (Her yerinde var Türkiye’nin biliyorum. Ihlara’da, Mardin’de, Efes’te...) Zeus’un üzerine de yazmış yani Kostas, 1912’de orada olduğunu. Hiç değişmeyecekler hiiiç!!!
***
Taşı yontmaktan başlayarak gelişen değişim yolculuğunda hep daha iyiye gitmiş oysa... Anne karnındaki bebeğin pozisyonunu M. Ö. 6 binde model yapıp kolye ucu tasarlamış! Taştan bıçak ve kemikten olta ucu ve bronzdan çekiç ve altından kolye, küpe, bilezik ve çamurdan şarap testisi, çömlek, boncuk icat etti...
Ateşi buldu... Ocak, sonra şömine yaptı. Şarabını eskitmeyi, sebzeyi ve eti kurutmayı keşfetti. Sirke yaptı, turşu kurdu.
Önce takası ve ticareti sonra “parayı buldu.” Altından taç ve kılıç yaptı.
Sanat ve savaş geldi sonra. Sanatta görkemi, savaşta gücü sevdi.
Savaşma sanatını geliştirdi. Sanatta cehennem savaşları başladı.
Saydamlık ve ilahi dinler...
Sonra cam. Kemik, altın, bronz ve camı birleştirdi. Karmaşık işler çıkardı. Yazıyı buldu, rakamları dizdi.
Önce ayrıştı. Kabileden beyliğe, ulusa dönüştü. Ulustan kıta birliğine geçiş yaptı. Birliğe geçtikten sonra da huzurlu ve uzun siestayı keşfetti.
***
AB’nin en şanslı çocuğu, atalarının keşfini ve safahatını sergileyerek haftanın üç günü hiç çalışmıyor.
Siesta üzerine siesta yapıyor.
Atina’da Ulusal Arkeoloji Müzesi dışında hiçbir müze saat 15.00’ten sonra açık değil. Akropolis’in görülmesi gerekliliği dışında yapılacak iş yoksa Pire’ye gidilir. Taksici “Yabancı Damat”tan bahseder coşkuyla. Garsonun annesi Samsunlu çıkar. Karpuz ve kahve ikram eder. Halden anlar yani. Halden anlarız biz de...
Hele biz AB’ye bir girelim. Bak siesta nasıl yapılır canım kardeşim...
Atina’dan kalanlar bunlar. Santorini’deki bağımsız sanat galerileri ve garsonlar ise diğer yazıya...