(Hava çok sıcak. Akdeniz insanı kendini ifade ederken bu yüzden çok sık krize giriyor olmalı.) Nae Kameni Adası’na yani büyük volkana tırmanacağız diye kendimizi paraladık. Sigara dumanı kabilinden hafif bir tütüşü var. Hikâyesi kendisinden daha ilginç.
Dünyadaki en büyük patlamayla faaliyete geçtiği, patlamada çıkan sesin aynı anda dünyanın her tarafından duyulduğu iddia edilen, yol açtığı yer sarsıntısıyla gelen 250 metrelik tsunami dalgalarının dört saatlik Girit yolunu 20 dakikada aşarak bugünkü Yunan adalarını oluşturduğu söylenen bir yanardağ kendisi. Tepe kratere çıkış hızıma kimseler inanamadı. İndikten sonra ben de!!! Artık ne bekliyorsam, hayal kırıklığı ile inişim daha uzun sürdü. Bir sonraki küçük adanın kıyısında yediğim ızgara ahtapot ve köy ekmeği iyi geldi ama.
Ve fakat otelin, dolayısıyla bagajlarımızın emanette olduğu kıyıya teknemiz geç yanaştı. Fırlama turistler bizden daha atik davranıp küçük otobüsü doldurdu. Yukarı ulaşmak için ya 287 basamak çıkacak ve yaklaşık kırk dakika harcayacaktık ya da otobüsün ikinci turunu bekleyecektik. Bizi Girit’e götürecek feribotun hareketine epey vakit vardı. Ana limana transferimizi sağlayacak şoförü beklerken nefes darlığı, böbrek yetmezliği geçirdiğini, sinir krizine girdiğini bilmiyorduk tabiiii!!! Santorini’yi bilmeyen için belirtmekte fayda var Yunanistan’ın turizm reklamlarındaki mavi kubbeli, beyaz üst üste evlerin olduğu, o şahane ada. Her yere merdivenle ulaşıyorsunuz. Kıyabiliyorsanız eşeklerden de yararlanabilirsiniz. Ama en güzeli tabana kuvvet. Adadaki bir merkezden bir başka merkeze gitmeyi bu kez motosiklet kiralayarak yaptık. Neyse...
İnternet ve e-mail yoluyla bizi dünyanın en “öyle böyle değil” otelinde kalacağımıza ikna ederek aslında kandıran otel satış çalışanlarına, garsonların ve çalışan herkesin yavaşlığına, insanların çok çabuk sinirlenmesine rağmen Santorini bir cennet, bu doğru! (Ama iki gün yeter. Hatta çok bile. Volkana da tırmanmayın, bir şey yok orda!!!)
***
Santorini’deki en güzel yerleşim yeri Oia. Özellikle günbatımını izlemek için en güzel yerin orası olduğu söyleniyor ancak Oia ile adanın merkezi olan Fira ortasındaki yerleşim yeri Imerovigli tarafını tercih edin. Oia’da Kastro Restaurant delice lezzetli tabaklar, cana yakın ve ölçülü bir servis sunuyor. Yine aynı yerdeki Red Bycicle ise ters istikamete bakıyor. Özellikle gece manzarasıyla ve iddialı mutfağı, itinayla seçildiği belli olan müziği ile yolunuz düşerse mutlaka uğrayın diyeceğim iki yerden diğeri.
Size bu yazıyı Girit’e gitmek için beklediğimiz Fira limanında sonsuz yavaşlıktaki, sonsuz sakin garsonun, kaplumbağa hızıyla servis ettiği kahveyi içerken yazıyorum.
Bizi az önce dövmekten beter eden, ince uzun bıyıklı ve uzun saçlı otobüs şoförünü ise görürseniz hiç yüz vermeyin. Sinir şey. Yukarıda onu anlatıyordum. Geç kaldık diye çıldırmıştı. Tekne geç yanaştı ne yapabiliriz, ayrıca biz sizi özel olarak tuttuk, tabii ki bizi bekleyeceksiniz dediğimizde eli, kolu ve tüm bedeniyle “ohhh, siz teknede gezeceksiniz, eğleneceksiniz ben burada sizi bekleyecem öyle mi”yi İngilizce olarak aktardı. “Burada keyfinizin kâhyası yok gerzolar, sizi atarım yolda kimse de bir şey diyemez” gibi bir cümleyi de sanırım Rumca söyledi. (Tabii tamamen atıyorum. Belki daha başka bir şey söylemiştir ama çok fena şeyler söylediği kesin.)
Ben de boş durmadım tabii.
“Bana bak Mr!! Ben burada turistim, sen de bir çalışansın benimle böyle konuşamazsın”ı İngilizce söyledim. Sonra da içinden itinayla polis, turist bürosu, ofis kelimeleri geçirdiğim saçma sapan Türkçe cümleler kurdum. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış, bizim şoför sustu.
Bizi Girit’e götürecek deniz otobüsü tam iki saat gecikti. Bürodaki görevli son derece rahat ve esneyerek “olur böyle şeyler, otobüsler, trenler ve uçaklar bazen de gemiler rötar yaparlar” dedi. Söyleyecek söz bulamadık sözünün üzerine...