Karşımdaki uzun boylu güzel kadın içtenlikle anlatıyor. Onu dinlerken söküp atamadığım başa bela empati alışkanlığım devreye giriyor hemen. Aşağı yukarı on dakika önce tanıdığım bu güzel kadının yerinde ben olsam ne yapardım diye düşünüyorum.
Onu dinlerken sevdiğim şeylerin listesini yapmaya başlıyorum zihin defterime. Sersemce ama ilginç. Sabahları kızımın uyurken yanaklarını ve ter içindeki sarı saçlarını öpmeyi ve taze çekilmiş bir kahve kokusunu içime çekerek eski bir cezvede kahve pişirmeyi, sonra da içmeyi seviyormuşum mesela. Yalı taşıyla döşeli ve henüz yıkanmış bir avluda yalınayak dolaşmayı. Akşam inerken kabartılan yastıklarla, beyaz dantel örtüleri ve ellerimle karıştırdığım fesleğenin kokusunu, durağan hayatın huzurunu seviyormuşum sonra. Muhteşem bir kitabın tam ortasında olmayı, çocuk kıkırdamasını, sabah gün doğmadan yola çıkmayı seviyormuşum. Hamur mayalayıp, kızartmayı ve dolayısıyla kızarmış hamur, biber, domates ve tabii vanilyalı kek, sarımsaklı turşu, kırmızı soğanlı, limonlu salata kokusunu. Nihayetinde renklerle bezediğim büyük sofrayı seyretmeyi. Bulaşık yıkamayı, efkârlanmayı, bir tablonun karşısında oturup kalmayı...
***
Karşımdaki güzel kadın dört yıl önce yaşadığı o büyük kazadan nasıl şans eseri kurtulduğunu anlatırken, “Düşünün, çarptığım bir beton kamyonu, arabam bir mini cooper ve boyum 1.80. Karşı şeride savrulan yamru yumru arabayı görenler öldüğümü sanmışlar. Arabadan çıkarılabilmem saatler sürmüş. O ana kadar ölmediysem de o zaman içinde kan kaybından, iç kanamadan fazla yaşayamayacağımı konuşmuşlar. Hastaneye ulaştırdıklarında masada kalırım diye düşünmüşler. Hayatta kalıp bütün ameliyatları atlattığımda sakat kalma olasılığına hazırlamışlar ailemi. Kırık olmayan tek yer sağ bacağımmış çünkü. Ama ölmemişim. Hep düşünürüm, ben ne yaptım da bu başıma geldi? Yani nasıl bir iyilik yaptım da Allah beni bağışladı, öldürmedi?”
Son cümle şaşırtıyor beni.
Çünkü o korkunç kazayı dinlerken onun yerinde olsa büyük çoğunluk yattığı yerde sevdiği şeylerden hangilerini artık yapamayacağını ya da kaybettiğini hesaplardı. Ya da bu kazanın Allah tarafından verilmiş bir ceza olduğunu düşünür, öyle bir sorgulama yapabilirdi.
Mesela ben... Hayatla bağları koparabilecek her olaydan sonra kaybedeceklerim geliyor aklıma önce. Sizde de öyle mi bilmiyorum. Başıma gelen her kötü olaydan sonra acaba ne yaptım diye sorguluyorum kendimi ve mutlaka bir sebep buluyorum.
***
“Yaşamınızda çok şey değişti mi peki” diye sordum giderayak.
“Değişti elbette. Çok şeyi gözden geçirdim. Zamanımı nasıl har vurup harman savurduğumu, çocuklarımı, seçimlerimi, sevdiklerimi, sevmediklerimi... Elbette kararlar aldım. Ama ne yalan söyleyeyim her şey unutuluyor biliyor musunuz? Çok garip ama dürüst olmam gerekirse bunları bile kanıksayıp yine eskiye dönüyor insan.”
***
Ardından bakarken bu güzel kadının eski yaşamı ve düşünce yapısının şimdikinden farklı olmadığını düşündüm. Ancak bu kadar sağlıklı bir beyin ve düşünce bunları atlatabilir başına geleni bir ceza değil bir ödül olarak sorgulayabilirdi?
Siz neleri çok seversiniz peki? Ne koklamayı, neye dokunmayı, ne tatmayı?
Ne uğruna yaşadığınızı düşünüyorsunuz?
Ne kaybedersiniz aniden kesilse hayatınız? Başınıza gelen büyük bir hastalık, kaza, iflas gibi sorunları sağ salim atlatsanız, sizce Allah hangi iyi özellikleriniz ya da sevaplarınız için bağışlamış olur sizi?