Daha önce de yazmıştım. Sanal ortamlarda “İclal Aydın” olarak açılan hesapların, e-postaların, sitelerin benimle bir ilgisi yok diye.
Ancak öğreniyorum ki facebook’ta adıma açılan hesaplardan birinde Tolga Karel’le, Sezen Aksu’yla, Funda Arar’la, Vatan Şaşmaz’la ve Serdar Ortaç’la arkadaşmışım.
Gerçek hayatta birbirimize doyamadığımızdan internette de yazışıyoruz demek.
***
Aslında başkasının kimliğine bürünmekte sapıkça bir keyif olmalı. Ne konuşuyor acaba sahte İclal Aydın’la, sahte Sezen Aksu? Nasıl bir muhabbette sardırıyorlar? Benim adıma imza günü sözü verenler, okur ya da izleyici mail’lerini yanıtlayanlar oldu zamanında. Büyük ihtimalle hâlâ vardır... Onları kısmen anlayabiliyorum. Hayranlık duyma sebebi zaten “onun yerinde olmayı istemekle” bir parça ilintilidir. Onu idolleştirmek, saçını onun gibi kestirmek, aynı gömlekten almak falan filan...
Ama yani bütün sahteler bir arada böyle sanal bir ortamda nasıl sosyalleşebiliyor?
***
Çocuk büyütmek ne ince işmiş meğer... Daha kendini koruyamazken, çocuğunu nasıl koruyabilirsin?
Şimdiden bilgisayardaki pek çok kullanım özelliğini bilen, “arama çubuğunu kapatma” ya da “yeni bir sekme olarak aç, anne” diyebilen altı yaşında bir kız çocuğunu ve elbette yaşıtlarını bu müthiş aletlerin yan etkisi nimetinden fazla felaketinden korumak nasıl mümkün olacak?
“Biz bugün arkadaşımın evinde ödevler bittikten sonra ayıp bir şey yaptık baba” demiş arkadaşımın kızı.
Arkadaşım araba kullanıyormuş ve eşi evde onları bekliyormuş. “Birden ter boşaldı sırtımdan, aklıma gelenleri tahmin edemezsin, daha sadece dokuz yaşında kızım. Öyle korktum ki...” diye anlatıyordu. “Madem ayıp bir şey yaptığını biliyorsun demek ki bunun yanlış olduğunun farkındasın. Böyle bir özelliğin olması da çok iyi. Senin ne kadar akıllı olduğunu gösteriyor. Bana anlatamıyorsan, eve gitiğimizde lütfen annene anlat neler olduğunu” demiş. Eve kadar zor kullanmış arabayı. Karısına bir çırpıda olanları anlatmış. Sonra küçük kızı konuşturma işini anne üstlenmiş...
***
Küçük hanımın arkadaşı “bak sana ne göstereceğim” diyerek erotik sitelerden birini açmış. Merakla siteyi incelemişler ama sonra da yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp korkmuşlar. Bizimki itiraf ederek rahatlamayı tercih etmiş. Arkadaşlarım karı koca, olayı anlatırken o akşamı tekrar yaşıyormuşcasına sıkıntılıydılar. Çok şükür taciz maciz başka bir şey çıkmadı ama bambaşka bir tehlike kapımza yanaştı: İnternet! “Evdeki bağlantıları filtre üzerine filtreliyorum. Ama ya arkadaşlarının evleri? Ya internet kafeler?” diyordu baba...
YouTube kapalı diye öfkeliyiz. Ancak Türkiye’deki internet kullanıcısının çoğunun dokuz yaşındaki bir çocuktan farkı yok biliyorsunuz...
Bu yüzden özgür platformda ne yazışabilmeyi, ne eğlenebilmeyi başarabiliyorlar. Tartışma filan hak getire... Hoş dünyanın bütün sapkınlarının, asosyallerinin, öfke ve şiddet yanlılarının rahat rahat boy gösterdiği, kendilerini şahane ifade edebildikleri tek mecra olan internet tüm dünyada bir sorun...
Ama tam da yazı biterken aklıma geldi: Türkiye’de yaşayanlar sadece internet üzerinde mi dokuz yaşına iniyor?