Bayram mesajlarıyla uyanıyorum... İyilikler, güzellikler dileyen. Saat epey ilerlemiş.
Sokak bomboş.
Sıcak kahvenin yanındaki gazeteler bayram sevinci filan vermiyor. Milliyet Gazetesi’nde klişe bir birinci sayfa kâğıt toplayan çocukların fotoğrafı ve başlık: “Onlara bayram gelmedi”
Kime geldi?
Belki “tatil onlara gelmedi” cümlesi doğru olabilir.
İstanbul tenha. Yağmurlu. Uykulu. Gri. Bezgin...
Hakikaten kime geldi bayram?
Neyin tartışması bu Şeker bayramı mı, Ramazan bayramı mı? Bayram mı bu? Telefon mesajlarımız, elektronik postalarımız dışında ne kutlamasından bahsediyoruz?
Bayram bir tek yoksul çocuklara mı gelmiyor bu ülkede?
***
Arife gecesi televizyonda Elveda Rumeli dizisini izlerken boğazımda bir ağrı hissediyorum. Hasta filan da değilim. Ama bir şey var o dizide boğazımda bir yumruğa sebep oluyor.
Sütçü Ramiz kızı Vahide’yi asılmaktan kurtarmak için Manastır Valisi Mazhar Paşa’nın kapısında bekliyor. Saatlerce bekliyor. Paşa konuşmuyor ama. Oğlunu vurmuş çünkü Vahide. Sütçü Ramiz bekliyor. Bir bildiği var, onun için bekliyor. Paşa dönüp bakmıyor bile Ramiz’e. Kararlı! Oğlunu vuran kızı idam ettirecek. Ama sütçü Ramiz tam da iftar vakti yaverleri aşıp Paşa’nın kapısına dayanıyor. “Paşam” diyor “Ben sütçü Ramiz. Beni dinle. Allah rızası için. Tuttuğun oruç hakkı, ağzındaki lokma hakkı için dinle. Hatırlar mısın oğlun bir hata etmişti bir vakit. Sen de benden onu affetmemi istemiştin. Eğer evlatlar bir hata işlerse sebebi onları yetiştiren babalarıdır demiştin. Ben de oğlunu affetmiştim. Bir düşün paşam. Kızım oğlunu benim evimde vurdu. Senin oğlun neden benim evimdeydi? Eğer senin oğlunda hiç kabahat yoksa, kabahat benim kızımdaysa onu yetiştiren baba olarak ben varım karşında paşam. Kabahat benimdir. Ama paşam... Şu bayram günü biz evlatlarımızın toprağa girişini görmeyelim, onlar bizi gömsünler” diyor... Paşa oğlunun hatasını kabul edip Vahide’yi bağışlıyor. Vahide bayramlığını giymek üzere köyüne doğru yola koyuluyor...
***
Benimse boğazımda bir ağrı, gözümde bir yanma, o anki yalnızlığımdan, kendime dik duruşumdan, bir televizyon dizisine yenilmekten utanmasam ağlayacağım...
Alican Yaraş yazıyor Elveda Rumeli’yi. Ve hakkıyla oynuyor bütün oyuncular... (Erdal Özyağcılar, Şebnem Sönmez zaten efsanedir benim için ama bana büyük sürpriz Berrak Tüzünataç’ın şahaneliği. Ve Zarife’yi oynayan Filiz Ahmet, Aleks’i canlandıran Ertan Saban ve tabii ki Mazhar Paşa’yı canlandıran Selahaddin Bilal. Kimi saysam daha, bir bütün hepsi.)
***
Bu da bir İclal Aydın klişesi olabilir ama...
Boğazıma oturan yumruğun sebebini ertesi sabah yani bayramın birinci günü anlıyorum.
Elveda Rumeli, ihtiyacım olan, eksilmesiyle susuz kalan zihnime o şahane değerleri veriyor. Evet insan olmak, bir şey için mücadele etmek, onurunu korumak, anne baba olmak, yalvarmak, direnmek, bayram kutlamak böyle bir şey...
Böyle insanlar getirdi bizi bugüne. Böyle kavgalar, böyle hayatlar... Güzel Türkiye’yi böyle insanlar yarattı.
Oysa şimdi kimin bayramı olduğundan şüpheye düştüğümüz, bayramı nasıl isimlendireceğimizin kavgasına tutuştuğumuz bir ülkedeyiz. Tek başına ıssız, bayramları tatille bir tutan, insani bir gerçekle karşılaştığında neden ağlamak istediğini kendine açıklayamayan bir topluluk olduk biz...
“Bayram yoksul çocuklara gelmiyor bir tek” diye bir şey yok...