TV’deki kadına inanamıyorum. “Kanserim, bana yardım edin, sadaka istemiyorum, yardım istiyorum” diye ağlıyor.
Bir gündüz programı.
İki eski oyuncu ağlaya ağlaya dert yanıyor: “Devlet bize bakmıyor kanallar bize iş vermiyor” filan...
Nasıl “kötüleşiyorum böyle” yavaş yavaş...
Artık... Bir zamandan beri...
Her bir parçanın, karşımdaki insanın sözünün, gülüşünün, ağlayışının, meramının, yaptığının ardına, önüne, altına ta özüne bakmak geliyor içimden. Kimine bakıyorum kiminden artık o kadar bıkıyorum ki neredeyse kimseyi görmez oluyor gözlerim...
***
Bundan iki üç sene önce bir gün bir mesaj düşüyor telefonuma. Şöyle diyor:
“İclâl Hanımcım ben sinema emektarlarından filanca. Çok zordayım efendim, hakikaten. Bu kadar perişan olmasam sizi rahatsız etmezdim ama ne olur anlayınız beni. Çok müşkülüm. Bana yardım edin.”
Hay Allah...
Daha önce benzeri konularda dersimi almış olmama rağmen dayanamayıp mesaj atıyorum: “Nasıl yardım edebilirim?”
“Para yollayın bana” diye arıyor hemen. “Sekiz yüz kırk lira kira borcum birikti. Atacaklar kapının önüne. Allah çocuğunuzu bağışlasın size. Ne olur, ne olur, yalvarırım yardım edin.”
Sorunlarını çözüyor, hatta bir de iş buluyorum ona. Ama karşılaştığımızda yani yüz yüze geldiğimiz anda tedirgin oluyorum. Kirasını ödeyemediğini söyleyen, hastalığından bahseden kadın ellerime yapıştığında üzerindeki kıyafet, çantası, parfümü her şeyi gözüme batıyor. Hepsi son derece kaliteli hatta fazlasıyla frapan şeyler. Leopar bluz, deri ceket, dore ayakkabılar. İyi günlerinden kalma olsa gerek diye geçiyor aklımdan. Sonuçta kadın hem çok muhtacım deyip hem de göz göre göre böyle takıp takıştıracak değil herhalde. Ne de olsa sahne-sinema sanatçısı vardır kıyıda köşede böyle şeyleri.
“Kardeşim de burada, bir hatıra fotoğrafı çekip teşekkür etmek istiyor o da size” diyor. Derken kardeşi geliyor. O da ne!!! Kardeşi de iki dirhem bir çekirdek. Ayağında son moda marka bir ayakkabı var ve hatıra fotoğrafı çekmek için getirdiği makine en az 1.200 dolarlık bir NIKON. Profesyonel objektifli hatta...
***
Bir süre sonra görüyorum ki bu hanımın sinema ve sahneden sonraki işi bu olmuş.
“Çok müşkülüm bana yardım edin işi” kurmuş kendine. İstediği yardımı alamazsa “filancayı aradım bana yardım etmedi,” “filancalar jübileme gelmedi” gibi magazin haberleri türettiğinden de göze daha da korkunç geliyor.
Aynı kişileri çeşitli zamanlarda çeşitli kanallarda görüyorsunuz. Ne demeli bilemiyorum...
Hafta sonu gazetelerde okudunuz siz de 16 yıl önce terk ettiği çocuğu sargılar içindeyken, kadının çocuğun ameliyatı için toparlanan 8 milyarla ortadan kayboluşunun hikâyesini...
Artık ne yardım kuruluşlarına inancımız var, ne de davudi sesli yardım meleklerine...
Amiyane bir tabir olacak ama “kerizlene kerizlene” kötü olmayı öğretiyor hayat hepimize.
Ondan sonrası, yani iyilikle kötülük arasındaki tercih bize kalmış artık...
İyi olmak istesen de aslında nafile... Ne yazık değil mi?