1976’nın martında evde sürekli ağlayan bir bebek vardı. “Kardeşin oldu” demişlerdi, “sen artık sorumluluk sahibi bir ablasın.” Vay be... Şu küçücük, buruşuk, sürekli ağlayan şey benim kardeşim olacak ha...
2008’in mart ayındayız. O küçücük, buruşuk bebek, bir bebek bekliyor şimdi...
1978’in martı... Beyaz yakamı kolaya batırmış ütülüyordu annem. Kardeşim yürümeye başlamıştı. Arka bahçeye bakıp çiçek açmış ağaçların kar altında kaldığını gördüğümde “anne kar yağmısşh büsün gece” dedim. Ön dişlerimin tamamı döküldüğünden bazı harfleri çıkaramıyordum. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” dedi annem. “Heyyy, ne güshel shekerlemeymişhh” dedim. “Tekerleme değil, atasözü” diye düzeltti babam.
Şimdi kızım kapıdan içeri girip, paltosunu yere atarak “Anne bugün okulda ne öğrendim biliyor musun, mart ayında kar yağabilir, çünkü mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” dedi gözlerini kırpa kırpa...
1981’in martı var bir de... Kötü sonbaharla karanlık kış nerdeyse bütün babaları ve bazı anneleri alıp götürmüştü. Sokakta bir kediler vardı bir de asker abiler...
1986’nın martı... Gözaltında “kaybolmadan” kurtulan, savrulan, toplanan ve mecburen dönüşmeye başlayan solcular.... Artık bir çocuk değilim... Semra Hanım’ın papatyaları, hanedan kayıkları, Özal’ın prensleri, muhafazakâr liberaller, sosyalist ulusçular, takunyalı tarikatçılar, dönekler, dönmeye direnenler, ithal yiyecekler, bir alışveriş bir fiş, otoban inşaatları...
***
1995’in mart ayı... Kişisel tarihimin en berbat mart ayı...
1996’nın martı fena değildir ama... Berlin’de rengârenk ağaçlar arasında tazecik çimlere basarak oturduğum o çok eski bankın üzerinde, şehre gelen tek Türkçe yayın, Hürriyet’i satır satır okurken geleceğe dair kocaman bir umut yaşatıyordu o bahar. Bir gün dönersem, ülkemde yaşamayı başarabilir miydim? Para kazanabilir miydim? Metroya doğru yürürken kulağımda bir walkman, Sertab Erener dinliyorum: “Hadi yüreğim ha gayret, bu bir rüyaydı farzet...” Bazen şarkılar nasıl da teselli oluyor insana.
2008’in martındayız. İstanbul’da bir sabah vakti, hiç canım istemeyerek, söylene söylene biniyorum arabama. Elimde yağı alınmış sütle yapılmış cafelatte’m, şık çantam, trençkotum; bir elimde küçük dizüstü bilgisayarım, gözümde güneş gözlüğüm. Havalı, aksi, bıkkın, elimdekilerle mücadele ediyorum. Arabamın kapısını açıyor yakışıklı bir genç “Çekime mi İclal Hanım” diyor gülerek. “Evet” diyorum. Tebessüm ediyorum ayıp olmasın diye. “Ne güzel sabah sabah sizi görmek. Gün güzel gidecek demek ki” diyerek kapıyor kapıyı. El sallayıp radyoyu açıyorum, öylesine rastgele... Sertab çıkıyor... Şaka gibi.. “Hadi yüreğim ha gayret, bu rüyaydı farzet...”
Mesajı alıyorum Tanrımdan... 12 yıl önceki genç kızı anımsatıyor. Hayallerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, bir şeylere başlamaya, bir şeyler yapmaya heves eden... “Sakın şikâyet etme, surat asma, söylenme. Bak neler söylüyorlar senin için” diyor aslında... “Sadece şükret!”
***
Ama bir de 2007’nin martı var... İyi miydi kötü mü, şimdi bilemiyorum. Güneşli, sıcak bir 13 Mart günüydü... Üzerimde sarı bir bluz... Saçımda pembe güllü toka. Uğursuz derler 13 için... Ama nasıl baktığınla ilgili... Üzüldüm mü o gün? Ağladım mı çok? Berbat mıydı her şey? Restoranın penceresinden denize bakarak ağlamışım tam bir buçuk saat. Kimse dokunmamış bana. Masalar boşalmış. Mendil ve su koymuş garsonlar önüme bittikçe. Kimseye bir şey söylememişler. Ağlamışım, ağlamışım bir çocuk gibi. Neye ağladığımı, neye üzüldüğümü birbirine karıştırarak. Ağlamışım, ağlamışım, sonunda gözyaşım bitmiş.
2008’in martı... “Değerinin farkında mısın?” diyor karşımda güzel gözlü bir melek. Farkındayım... Farkındayız... Öğrendik artık evet. Zamana zaman tanımak gerek. Bazı kederler mutlaka dönüşecek. Kaç kez tanık olduk. Kaç kez yaşadık. Kaç başka şeklimize, farklı heyecana, hevese eşlik etti şarkılar.
2009 martı ne getirir bilemem. Tek bildiğim, bu yıl Tanrım “şükret” diyor bana. “Yaşadın, öğrendin ve sahibi olduğun her güzelliğin bedelini pek güzel ödedin. Yaşama sevincin dahil. Aferin...”
Sevgili okur, mart sizde nasıl gidiyor bilmiyorum ama emin olun bazen bedeller peşin ödeniyor.