Ulusalcılar ve muhafazakârlar, sözüm size! Tarihi kavganızın gölgesinde 21 Mart “Dünya Şiir Günü” kutlandı. Haliyle, biraz mahzun, boynu bükük kaldı. Hatta bir şair arkadaşımla şiir konuşarak geçirmemize rağmen o günün ne olduğunu ikimiz de hatırlayamadık.
Sonra eve geldim, Tatlıses FM’den arayıp şiir günüyle ilgili düşüncemi sordular. Gerçi “Tatlıses” ve “şiir” sözcükleri yan yana matrak duruyor. Ama telefondaki bey insanı utandıracak kadar nazikti. “Şiir olmasa dünya nasıl bir yer olurdu?” diye sordu mesela. Ona pirimiz Oktay Rifat’ın yazdıklarını aktardım.
“Şiir olmasaydı, yaşama dediğimiz oluşun çarklarından biri eksilirdi. Belki kıyamet kopmazdı ama insanlar sevişemez, öpüşemez, beğenemez, yarınların yeni düzenine şiirli dünyanın hızıyla kavuşamazdı.”
Sonra da hazır havaya girmişken Oktay Rifat okudum geç saatlere kadar. Sonuç: Türkçeye yine abayı yaktım.
***
Yeni haftaya başlarken kavganın iki tarafına da teklifim aynı: Efendiler, ilk fırsatta şairlerinizi okuyunuz.
Diyelim, ulusalcısınız: Açın Attilâ İlhan’ın “Böyle Bir Sevmek” kitabını. Ömrünün son yıllarını Rusya-İran-Türkiye ittifakını temellendirmeye adayan bu adam bir zamanlar insan duyarlığının en ince şiirlerini de yazıyordu. Bu toz dumanın ortasında okumak eminim iyi gelecektir.
Muhafazakârsınız ya da... O halde Sezai Karakoç şiirlerinin toplu basımı “Gün Doğmadan” eminim evde vardır. Okursunuz “Taha’nın Kitabı”nı, ruhunuz sözün rüzgârıyla şöyle bir dalgalanır.
Bizim gibiler içinse Ahmet Hamdi birebir. Gücünü tereddütlerine borçlu bu kalemin şiirlerini okuyunca hiç olmazsa kendinize gelirsiniz.
Zaten her iyi şiir bize aslında şunu söyler: “Kendine gel... İnsan olduğunun, el kadar bir gezegende yaşadığının, acizliğinin ve kudretinin farkına var... Dünya görüşün ne olursa olsun...”
Ulusalcılar, muhafazakârlar, sizedir sözüm: Hiç olmazsa raunt aralarında şairlerinizi okuyun... Tarihi kavganıza biraz derinlik katın.