Röportaj şahane. Sema Denker usul usul, zarif üslubu ile konuşturdukça konuşturmuş. Bu yıl bir kozmetik markasının yüzü oldum efendim ve hızlı bir tanıtım dönemindeyiz. Düşünsenize “araştırdık, sorduk soruşturduk, anketler yaptırdık ve gördük ki siz bizim için biçilmiş kaftansınız! Bizim yeni yüzümüz olur musunuz” diyorlar. Hayatının hiçbir döneminde böyle bir iş içinde olmamış biri olarak bayıldım tabii ve “Ayyy, ne güzel” dedim, “olurum!” Meral bunu duyunca Hepgül’ü aradı hemen. “Hasetimden çatlayabilirdim ama bu kız böyle şeyler yapınca bayılıyorum. Söyle buna derhal Victoria Beckham formuna insin, derhal” dedi.
Neyse, röportajlar başladı. Dergilerden sonra gazetelere geldi sıra. Fakat boynum bu arada bir tutuldu, iki haftadır düzelmiyor. Sürekli dik durup, dik dik bakıyorum insanlara. Bir yandan röportaj sürerken fotoğraf çekimlerini yapan Sinan Özbalkan sonuçtan memnun görünüyor ben de onun memnun yüz ifadesine güveniyorum.
***
Söyleşinin yayınlandığı sabah, saat yediden itibaren mesajlar yağmaya başlıyor...
Meltoş yazmış: “Sophia Loren olmuşssun!” Kardeşim yollamış: “Nedir bu hot Latin haller, süper??” Seyhanım “Şam fıstığı, havalı korna” demiş.
“Kozasından çıkmış bir kelebek olmuşsun” diye bitirmiş mesajını Suzi.
Allaaaaah... Ben bu övgü rüzgârını aldım mı? Aldım!
Kapıyı açtım, günlük sütü ve gazeteleri aldım. Son derece İtalyan, had safada Akdenizli, sabah mahmurluğu içinde saçlarımı savura savura mümkün olduğunca doğulu bir kadın süzülüşü ile salona geçtim. Bir hava, bir hava; görmeliydiniz!
Hürriyet’i çektim çıkardım. Baktım; Kelebek’in birinci sayfa sol üst köşesinde üzerine siyah kumaş sarılmış bir şey var. Sanki mutfak tüpüne benziyor ve biraz da beni andırıyor. Kolyelerden tanıdım korkarım ve sanırım o şey ben miyim?? Nhhhh!..
***
Fotoğraflara bakarak kriz geçirmeyi erteledim. Bir çırpıda söyleşiyi okudum. Biliyor musunuz, her röportaj bir bitirme sınavı kadar zordur. Öncesi, sonrası gibi iki bekleme aşaması vardır ki akıllara ziyan! Söyleşi kazasız belasız, işinin ustası Sema Denker tarafından süper derlenip toparlanmış. Fotoğraflar ise gerçekten çok güzel. Benim tombikliğim hariç!
Arkadaşlarım belli ki teselli edici ön cümlelerle beni hazırlamak istemiş, canlarım benim, diye acı acı tebessüm edip acaba mutfak tüpüne mi yoksa su bidonuna mı daha çok benziyorum, diye düşünürken, gün boyu “röportaj süper”, “resimlerin şahane” övgüleri aldım durdum. Allah Allah?..
Şimdi diyeceksiniz ki memleket bu haldeyken bize ne senin röportajından falan filan... A, öyle demeyin ama lütfen. Biraz kafanızı dağıtmak istiyorum. Zira son dönemlerde yazdığımız karamsar memleket yazılarından sonra herkes çok bedbaht olduğumuzu ve her an cümleten kaçıp gideceğimizi düşünmeye başlamış. Oysa işte küçük şeker hayat telaşlarıyla uğraşmaktan geri kalmıyoruz gördüğünüz gibi...
Akşam eve dönüp bilgisayarımı açtığımda adet olduğu üzere medya ile ilgili haberler (dedikodular) veren sitelerde şöyle bir tur attım. Aaa o da ne? Medyaradar isimli sitede röportajın gazetede yer almayan şahane fotoğraflarla yayınladığını gördüm. Ama nasıl güzel fotoğraflar ve nasıl da “ince” görünüyorum. Sinan ve Sema’ya tekrar teşekkürler...
***
Geçen hafta senaryo yazıyoruz diye arkadaşım Meral köşeyi ele geçirmiş, yazdıkça yazmıştı. Tabii yazının sonunu “yerim dar” sebebiyle kesmiştik. Sanırım bir parça anlamını yitirmiş ki şöyle yorumlar aldım:
1- Ben o yazıdan bir şey anlamadım, bir yere varmamış, eee?
2- Aaa demek dizi yazıyosun, tamam, müziklerini de bizim grup yapsın.
3- Köşeyi sürekli başkalarına yazdırmıycaksın di mi?
4- Abi biz anlamadık köşe mi yazıyosunuz, senaryo mu?
5- Bigün de ben yazabilir miyim?
6- Dizide kimden bahsedicen, bizden mi?
7- Ya eline sağlık Meral’in, doğru diyo kız valla.
8- Eee ben de bebek bekliyorum, ne yani şimdi annelik güdümü reddedip cool mu takılcam?