Aslında umurumda değil, yemin ederim... Kaçıncı hamur kağıda yazmışım, hangi renkte yazmışım, kaç yıldır yazmışım. Kitap mı satmış, sahne bileti mi kalmamış, televizyon show’u mu uzamış. Ya da tam tersi...
Bazen böyle bir ampul yanıyor kafamda ve bir şeyler sıralıyorum patır patır... Öyle de oldu, böyle de oldu filan. Niye, neden, temelinde ne var, ne yapmak gerek vesaire...
Gerçek bir işkoliğim. Ama benim inandığım profesyonelliğin gerekleri şekil ve renk değiştiriyor artık. Nazik ve sabırlı olmasına özen gösterdiğim davranış biçimimin aslında “bir şeye yaramadığını” söylüyor kimileri. Bu durum sadece diğer mesai ortaklarının kullanırken bayıldıkları, kesintiye uğradığında sinirlendikleri gereksiz bir lüks çalışma ortamı sağlarmış. Nasılsa düzenleyen, nasılsa halleden biri var diye düşündürerek aslında mutsuz olduğumuz koşulları kendimiz düzenliyoruz bu doğru!
***
Çok küçük yaşımdan beri çok çeşitli alanlarda çalıştım.
Ve iş dedin mi gerçek bir Alman’a dönüşürüm. Disiplin, bağlılık, randıman, kurallar, etik ilkeler. Üstüme yoktur!
Dergi mi yapacağız, yemek mi satacağız, köşe mi yazacağız, film mi çekeceğiz, proje mi tasarlayacağız? Sabahın köründe kalkarım. Kahvemi yapar, işime koşarım. Hastalanmak, sosyal yaşamın sekteye uğraması, şudur budur hiç etkilmez beni. Ben işime bakarım! Özel sorunlarım işin akışında kimseyi ilgilendirmez diye düşünürüm. Gerçek bir savaşcıyım ben...
İşim her şeyden önemlidir. Varsın emsallerime tanınan tolerans bana tanınmasın; eşit çalışma koşulları ve eşit zaman sağlanmasın. Ben işimi iyi yapar, gerisini beğeniye bırakırım.
Hep böyleydim. Yirmi yıl böyle çalıştım. Çok çeşitli sektörlerde bu yüzden uzun ömürlü varlık ve başarılar gösterebildim.
***
Peki, buraya kadar bu yazıyı okuduysanız; siz, nasıl bir iş hayatınız olduğunu düşünüyor musunuz şu anda? Evde de çalışıyor olsanız, yemek bulaşık gibi “iş”ten sayılmayan ama dünyadaki total iş gücünün yüzde kırkını oluşturan ev işleriyle uğraşıyorsanız da fark etmez, siz nasıl çalışıyorsunuz?
Kime hizmet veriyor, karşılığında ne alıyorsunuz? Takdir? Teşekkür? Övgü? İlgi?
Ya da.
Sessizlik, her zaman nasılsa böylesiniz diye bir umursamazlık, şikâyet kimi zaman; nasılsa sesi çıkmıyor diye sizi görmemeye varan bir hiçlik, yaygaracıya ve sürekli sorun çıkarana “aman bir sussun” diye verilen zamlar, primler, övgüler, daha iyi çalışma koşulları ve saatler, “ortalama işlerini” çok yüksek pazarlama becerisiyle sunanların yere göğe konamaması ve de...
Değil mi?
Dün kızım bir resim yapmış. Altına da bir yazı yazdırmış: “Bu resimde ben Allah’a dua ediyorum. Annem çok para kazansın, artık işe gitmesin ve ben onu daha çok görebileyim.”
***
Çok çalışkan, çok çok çalışkan bir kadın olarak sanki midemden burnuma doğru yürüyen yüz binlerce karıncanın tempolu adımları ezdi bitirdi beni...
Ağlamaktan acıyan gözlerimle okumakta olduğum kitapta bir sayfa çevirdim. Diyordu ki:
“Modern hayat bize ilişkinin değil işin öncelikli olduğunu telkin ediyor. Oysa çocukların anne babalarıyla çok yakın ilişkiye ihtiyaçları var. Ve bu yüzden...(...)”