Salı günkü yazımın sonunda perşembe günü devam edeceğimi söylemiştim ama ani bir sağlık sorunu sebebiyle tüm çalışmalarıma iki gün ara vermek zorunda kaldım. Salı günkü aynı başlıkla yazdığım yazının ilk bölümünde benim de tipik bir örneği olduğum günümüzün çok çalışan, kariyer odaklı ebeveyn modelinden bahsetmiştim.
“Modern hayat bize ilişkinin değil işin öncelikli olduğunu telkin ediyor. Oysa çocukların anne babalarıyla çok yakın ilişkiye ihtiyaçları var. (...) Hayatlarımız giderek daha rekabetçi esaslara göre tanzim ediliyor, insanlara rehberlik edecek değerler belirsizleşiyor ve giderek bir şüphe ve maddecilik çağında yaşıyoruz. Giderek daha fazla sayıda anne, çocuklarını bakımevlerinin ve bakıcıların hizmetlerinden faydalanarak büyütüyor. Anne babaların çok uzaklarda ve hep meşgul olduğu evlerin yalnız çocukları, duygularını yerli yerince düzenlemeyi öğrenemeden büyüyor. Erken dönemlerinde anlamlı bir bağlanma ilişkisi geliştirememiş kişiler başka insanlarla özdeşim kuramıyor. Bu kişiler başka insanların gerçek duyguları olabileceğini fark edemiyor ve bazen ölçüsüz saldırganlık gösterebiliyorlar.”
Bu satırların bir kısmını kısa bir süre önce bir başka yazımın içinde de alıntılamıştım.
(Son yıllarda okuduğum en aydınlatıcı bakış açısı ve yorumları bulduğum bu kitabı herkese şiddetle öneriyorum. ‘O’ Kitaplar / “Anne Baba ve Çocuk Arasında”)
Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran anne cinayetleri içinde profesör annenin güzel ve alımlı hukuk fakültesi öğrencisi kızının hikâyesi en çok konuşulanlardandı. Rahatsızlığım süresinde konu artık eskimiş olsa da aslında toplumumuzun ailevi, siyasi ve sosyal ilişki biçiminin değişmeyen hali olması sebebiyle üzerinde birkaç satır daha yazılabilir diye düşünüyorum.
Cinayetin işlendiği gün hukuk fakültesi öğrencisinin muska yaptırmak için büyücüye gitmesi, akademisyen annenin kızını aşağılayarak konuşması, her zamanki gibi tartışmaları, bu kafayla hukuk mukuk okuyamazsın sen diyerek annenin son noktayı koyması...
Türkiye’nin yeni iletişim dili bu değil mi?
Herkesin herkesi aşağıladığı, herkesin herkese hakaret ettiği, çıkış yollarını kapattığı, kestirip attığı yeni üslup...
“Hayatın bir gerçeği olarak öfkemizle nasıl başa çıkacağımız bize öğretilmemiştir...” diyor Dr. Haim G. Ginnot.
Bir türlü büyüyemeyen, yetişkin olamayan bir toplumun öğrenmesi gereken ilk şey belki de bu..