Melda ile Hakan’ı senede iki kez görüyorum. Çok saçma! Konular o kadar çok birikmiş ki... Gecenin sonunda aralıksız “cıvıldayan!” sesimden dolayı Hakan’ın başı mı ağrıyor acaba diye şüpheye düştüm. Ama çok kibar olduğundan “hayır hayır” dedi. Sanmayın ki sadece kişisel meseleler söz konusu oluyor bu sohbetlerde. Kafa ütüleme sorularımın bir kısmını sizlerle de paylaşmak isterim. Mesela dün sabah yollar bomboştu. Otobanlar tenhalaştı mı ödüm patlar benim. Benzin ve motorin fiyatlarındaki yükselişe en çabuk tepki veren ülke burası mı acaba? 2001 krizinde işe gidemiyordu insanlar. Hoş, gidilecek bir işleri de kalmamıştı. E, n’olucak şimdi? “Sakın pirinç ve hububat depolamayın, ani yüksek alışveriş yapmayın, fiyatları tırmandırmayın diyor birileri. Krize destek olmayın. Ne olucam canım! Tabii ki olmam. Ama alışveriş yapmazsanız bu sefer de piyasalar durgunlaşır. Esnaf sinek avlar. Alışveriş yapın. Kriz yaratmayın diyor bir başkası da. Aaaa! yapalım mı yapmayalım mı? Ayol bizim alacağımız iki kilo pirinç, bir çift ayakkabı ile kurtulacaksa piyasalar koşarak gideyim çarşıya...”
***
Söylenmelerim yaşlılık belirtisi mi bilmiyorum ama bir başka kız arkadaşımla çocuklarımıza kahvaltı ettirirken “Bizde yoktur böyle dertler” diye arkadaşımın Türkmenistanlı dadısı giriyor lafa. “Türkmenbaşı doğalgazımızı, suyumuzu, elektriğimizi bedava verirdi. Bakkala gittiğimizde ne kadar istersek tuzumuzu, kişi başı ayda dört kilo unumuzu bedavaya alırız. Lokantada çay bedava. İster yemek ye ister yeme. Çayını içersin. Ben gelirken benzin de bedava demişlerdi ama bilmiyorum doğru muydu” diyor. “E, niye geldin?” diye soruyoruz. “Ev almak için” diyerek yanıtlıyor. İyi bir semtte güzel bir evin bedelinin eskiden iki üç bin dolar olduğunu, ama şimdi Türkiye’de çalışıp para biriktirenlerin çoğalması yüzünden ev fiyatlarının sekiz bin dolara çıktığını, her kişinin sadece bir tane evi olabileceğini, ikinci evi alırsa eğer devletin el koyduğunu ve ayrıca her aileye iki araba alma hakkı verildiğini söylüyor. Ayrıca bu dadı İngilizce biliyor ve piyano çalabiliyor. Lisede öğrenmiş. Geleceğe dair duyduğumuz kaygılar içinde kafamızdan bir Türkmenistan projesi geçmedi desem yalan olur.
***
Arkadaşlarım Özlem ve Meltem geçen yılbaşını Küba’da geçirmişlerdi. Çok eğlenmeleri bir yana, şahit oldukları yoksulluk, yoksulluktan kaynaklı fuhuş ve çaresizlik daha çok etkilemişti onları. Denizden çıktıktan sonra üzerine geçirdiği eski, siyah penye bir elbiseyle sokaklarda dolaşırken resim yapan bir genç kadın yolunu çevirmiş Özlem’in. Üzerindeki elbiseye karşılık beğendiği bir resmi alabileceğini söylemiş. “Yanımda başka hiçbir şey yoktu, denizden çıkmıştım, daha sonra mutlaka uğrayacağımı söyleyerek ayrıldım yanlarından. Çok üzüldük Meltem’le. Önümüzdeki yıl mutlaka elbise ve çocuk eşyaları toplayıp tekrar gideceğiz” demişti.
***
Fidel Castro ve Che resimli tişörtlere, iki parmağı kaldırarak ve puro içerek fotoğraf çektirmek, yüzü güzel Che’nin ah nasıl da kahraman olduğuna dair ezber laflar etmek çok fiyakalı görünebilir. Ya da başkan Bush’a küfür eden tişörtlere sahip olmak. Pahalı bir barda tekila içerek kapitalizme sövmek de imajlara imaj katan bir duruşa hizmet edebilir... “Sever miydin Türkmenbaşı’nı?” diye soruyoruz Türkmenistanlı dadıya. “Çok çoook” diyor gözleri dolu dolu. “Öldüğünde çok ağladıydık, çok korktuyduk. Ama çok şükür yerine gelen de onu aratmadı.” Türkmenbaşı’nın fotoğrafının basılı olduğu bir tişört giymiş, eline de puro yerine tuz almış, dünya halklarının eşitliği üzerine söylev veren bir adam düşünün. Düşünemediniz değil mi... Yeterince “klişe” değil çünkü ve yeterince havalı... Elektrik, su, gaz ve benzin bedava mıymış?