Bugün biraz kızsal mevzularda dolanacağım. Artık hoşunuza gider gitmez bilemem. Entelektüel (!) Türk erkeğinin (ister sinemacı olsun, ister tiyatrocu ki tiyatrocular daha çok kullanır bunu) buluştuğu iki nokta vardır.
Bunlardan bir tanesi Ahmet Arif’in “Hasretinden prangalar eskittim” dizesidir. Özellikle şiir bilmeyen ama öğrenmeye hevesli daha çok “hayran” kategorisinden yarışmaya dahil olmuş genç kızlarda çok işe yarar. Şair ve eli kalem tutan gazeteci kısmı bunu apaçık yapmaktan hoşlanmaz ve daha çok kendi dizelerini ya da görece daha az bilinen usta şairlerin popüler olmuş şiirlerini kullanırlar. Bu sadece genç kızlarda değil, ay gördüm geçirdim, bana kurşun işlemez diyen diğer yaş grubu kadınlarda da işler. Adam dünyanın en doğal hareketiymişçesine, su içer gibi, sigarasından bir nefes çeker gibi göğüsten rezonans yüklü sesiyle bir dize patlatır ve mevzu bağlanmıştır. Üstüne bir de bunu anımsatma babında telefon mesajıyla çektin mi işi garantiye almış olursun.
Neyse...
Hepsinin bir diğer ortak özellikleri Nazım Hikmet’e duyduğu büyük hayranlıktır. Hayır baştan Nazım’ın şiirlerine, sürgünde biten ömrüne, siyasi anısına hayranlık duyduğunu zannedersiniz ama öyle değildir işte. Nazım’ın ayran gönlünün daldan dala konmasına ve bu konuşlara, uçuşlara kadınların sessiz kalmasından dolayı Nazım’ın yani “erkeğin” bu kavislerinin en doğal davranış biçimi sayılmasına hayrandırlar. Adam hem ünlü hem de o kadarcık boyuyla uluslararası fındıklar kırıyor; herkes hâlâ ona hayran oluyor, vay beee. Oysa Nazım bugün yaşaydı... Ona duyulan hayranlık apaçık bir kıskançlığa dönüşecekti. Kadınlı erkekli hem de... Ne şairliği kalacaktı ne de siyasi saygınlığı... Hayatına giren kadınlara “Konuşsana, anlatsana, prodüksiyonlu röportaj yapalım” baskısı uygulanacaktı. Yalan mı? Ama iyi bir şair ve akıllı bir adam olduğu için bunları bertaraf etmeyi ve kendini korumayı da bilecekti muhtemelen... Ben her yanımızı saran ikiyüzlülükten bıkkınım.
Nazım’a hayransınız çünkü skor üzerine skor yapan özel bir tarihi var. Üstelik şair ve yetmezmiş gibi dünyaca tanınan bir siyasi... Belki Nazım bugün yaşasaydı, günümüzün popüler şairlerini büyük ihtimalle küçümser, aksi bir ihtiyar olmanın bütün gereklerini yerine getirirdi. Gençlerin şiirlerini yok sayacak ama hayranı olan küçüklü büyüklü kızlara o popüler şiirlerden dizeler okuyacaktı.
Kızlar duruşuna, resmine şusuna busuna bayıldıkları kadınlara özenecek, şairin yanında olmadıkları ama olmak istedikleri o kadın gibi davranacaklardı. Piraye olmak isteyecekti kimi... Kimi de Münevver... Bir dizenin içine girebilmek isteyeceklerdi bir biçimde... Kimi röportajlarda, genç kızlara önerilerimi sorarlar. Niyeyse?.. Röportajın konusuna, yayınlanacağı mecraya göre değişir söyleyeceklerim...
Bugün de kolayca o genç kızlara, öneriler sokağına bağlayabiliriz yazının sonunu... Sevgili genç kızlar... Önemli olan bir şiire, bir şarkı sözüne, bir romana girebilmek değildir aslında. Tecrübeyle sabittir kendi hikâyenin kahramanı olabilmekte bütün mesele. Sevince sen seviyorsun, seni ne kadar sevdiklerine bakmıyorsun. İstiyorsun ki “tarih”e kaydedilsin: Sen oradaydın!
Oysa inanın bana bazen o gönülden geçtiğinizi anımsayacak bir görgü tanığı bile kalmamış olsun diye diliyorsunuz... Siz kendi hikâyenizin, kendi şiirinizin sesi olun derim ben. Sonuçta her şiirden kimler gelir kimler geçer...