Cumartesi sabahı çekime giderken radyo CNNTürk’te internet üzerine bir söyleşi dinledim. Ne yazık ki söyleşinin yarısını yakaladığımdan ve söyleşi simültane bir çeviri üzerinden yayınlandığı için konuşanların kimler olduğunu anlayamadan program bitti. Konuşulanlar bir hayli ilginçti. İlk elektronik postanın 1972 yılında gönderildiğini öğrendim mesela. O günden bugüne dünyayı küçülten internetin gelecekte nasıl bir boyut alacağı söyleşinin merkez konusuydu. Halen son derece iyi niyetlerle ve insanlık tarihinde pozitif bir oluşum olarak geliştirilmeye çalışılan internetin “nasıl kullanılacağı” konusundaki soru işaretlerinden söz ediliyordu. Nitekim Facebook ve YouTube gibi genç beyinlerin ortaya çıkardığı kullanım biçimi bu soruya verilebilecek olumlu örneklerdi ancak aynı zamanda bilginin kötü kullanımı ile ilgili bir varsayım yapılamıyordu. Öte yandan internet kendi küresel hukukunu yaratıyordu artık. Bundan on yıl sonra bir İtalyan Türkiye’deki otelinin duvarlarına kişisel bilgilerini sözlü olarak iletip şehir hakkında öğrenmek istediklerini duvardan yine sesli yanıt sistemiyle öğrenebilecekti...
***
Konuşmayı dinlerken bugün adına bilim ödülleri verilen Alfred Nobel’in de aslında başlangıçta son derece iyi niyetlerle çalıştığını düşündüm. Tüm keşifler insanlığın yararına olabilseydi keşke. İlkokula gittiğim yıllarda kahvaltıdan sonra önlüğümü giyip okula gitmeye hazırlanırken Ankara Radyosu’nun hazırladığı bir çocuk programı olan “Okul Radyosu” nu dinlerdim. Dört ve beşinci sınıflar için mini tiyatrolar olur ve bunlar bilim adamlarını tanıtırdı. O bilim adamları içinde Alfred Nobel’i hiç unutmadım nedense. Kafamda “iyi ama saf adam” olarak kodlanmıştı komik bir şekilde. Bana göre kafasını patlayıcılarla bozmuş bir bilim adamıydı ve bütün parasını bir bilim merkezine bırakmıştı. Şehirlerarası otobüslerle yaz kampına yaptığımız yolculuklarda dağların arasından ve tünellerden geçerken kayalara asılmış tabelalarda “Bu yolun yapımı sırasında dinamit patlamasıyla ölen arkadaşlarımızın anısına saygıyla” cümlesinin altındaki uzun isim listelerini görürdüm. Her defasında Alfred Nobel gelirdi aklıma. Dinamiti keşfetmese bu dağlar delinemeyecek, bu tüneller açılamayacaktı evet ama... O tarihlerde bulduğu her şeyi okumaya meraklı bir çocuktum. Annem ve babamın en büyük derdi kontrolsüz okuyarak yaşımın üzerinde ve kullanamayacağım bilgiye sahip olmamdı. Öğütleri davranışlarımı şekillendirecek ve başkalarına zarar vermeyecek bir kişilik sahibi olmam yönündeydi.
***
Kızıma acaba on yıl sonrası için nasıl öğütler vereceğim? Acaba şöyle şeyler mi söyleyeceğim? “Lütfen profilini detaylandırma ve sanal dünyadaki arkadaşlıklarını gerçek dünyanda da devam ettirme.” “Gümrükte gözbebeklerini kaydedecekler. Bunun dışında lütfen hiçbir kurumda gözbebeklerini kaydetmelerine izin verme.” “Eldivensiz dolaşma. Dokunduğun herhangi bir yer parmak izini kopyalamalarına neden olabilir.” “Bankacılık işlemlerinde lütfen sesli hizmet alma.” “İsviçre hukukuna göre suç sayılmayabilir ama benim gözümde bu onaylanmaz bir davranıştır.” Sadece bugünün sınırlı bilgisiyle bunlar geliyor aklıma. Başkası gelebilseydi YouTube ya da Facebook benim tarafımdan keşfedilmiş olurdu. Bu arada Anneler Günü kutlu olsun...