Sabah sete güle oynaya girdim. Hava güzel, güneşli, yaz geldi ya... Uuuf, süperim.
Monitör masasının akasında oturan yönetmenimize “günaydın” dedim sinir bozucu bir şekilde şakıyarak.
“Günaydın” diye yanıt verdi o da son derece zorlanarak.
“Aaa gözüne n’oldu senin?” dedim, biri sarmısağa öbürü soğana benzemiş gözlerine bakarak.
“Bilmiyorum ama çok acıyor” dedi.
“Doktora gitsene, zor açıyorsun gözlerini, nasıl çekeceksin sen bugün bu sahneleri” dedim.
“Olmaz, seti bırakamam, bu diziyi ben yönetiyorum” dedi.
“Az önce radyoda dinledim, Başbakan da gözünden rahatsızmış, o bile rapor almış, 19 Mayıs gösterilerine gitmeyecekmiş” dedim.
“Ben buradaki işimi bırakamam, ben yönetmenim” dedi yine sayıklar gibi.
“Aaa o da Başbakan canım. Hem Alptekin var, Burcu var, yardımcıların onlar, biz de idare ederiz hadi doktora” dedim.
“Nuh” dedi “peygamber” demedi...
“Başbakan’dan daha sorumluluk sahibi değilsin ya!!!” dedim, hiiiç ilgilenmedi.
***
Bir gözü kapalı, öbür gözü yarı açık “kamera, kestik, başla” deyip duruyor. Dirençli, dirayetli kız.
Bizim en çok hastalanan başbakanımız R. T. Erdoğan galiba.
Attan düştü, grip oldu, bel fıtığı var, tansiyonu çıktı, hipoglisemiden şikâyetçi, klostrofobisi var (kapalı yer korkusu), gözlerinin rahatsızlığını bilmiyoruz.
Süleyman Demirel ne kullanırdı acaba? Maşallah turp gibi hâlâ.
Bülent Ecevit çok yaşlandı da öyle öğrendik hastalıklarını.
Rapor alırlar mıydı onlar da?
Sabah uyanıp şöyle şeyler geçiyor muydu kafalarından?
“Yav hiç canım istemiyo bugün şimdi tören mören. Çık medyayla uğraş, halkın sorunlarıyla uğraş. Benim sorunum bana yeter. Dur ariiim ben şimdi özel kalemi şey diiim: Dün gece kraliçe geldi, geç saate kadar oturmuşuz, yel almış boynum, benim yerime vekil iştirak etsin toplantılara.”
Eminim çok zor iş her gün her gün aynı rutin işleri yapmak...
***
Duygusal adamların böyle ağır işlere girişmesi sakat aslında.
Bkz: Sarkozy...
Bkz: Bizim Başbakan...
Bkz: Tony Blair...
Bkz: (Kısmen) Tuncay Özkan...
Aşkları, öfkeleri, mali krizleri, yatak odaları, karıları...
Başarılarının önüne geçen küçük tökezlemeleri...
Bu adamların hepsine müthiş bir sanat tutkusu aşılamak gerek. Yönetmenlik bir çeşit bağlılık payesidir. Hareketli karelere yani filmlere bağlılığınız sonucunda bu mertebeyle ödüllendirilirsiniz. Gözünüz kapansa da onu bırakmazsınız. Emekle, çabayla, bedelle kavuşulmuş o aşkta gözüm ağrıyo, dişim acıyo raporuyla aşka ara verilmez.