Eş durumundan itibar aramak dünyanın her yerinde geçerlidir. Sanırım bu Madonna bile olsanız geçerliliğini koruyan acı bir gerçek. Popülerlik beraberinde güç ve para getirir. Ancak nedense bir şekilde saygınlıktan alıp götürür. Eh örneğimiz Madonna olduğuna göre rahatlıkla söyleyebiliriz ki, göğüsleri açık büstiyerlerle sahneye fırlayan ve sex üzerine videolar çekip, kitaplar çıkaran, kariyerini çılgın seksi şovlarla yükselten biri olarak şöhret-saygınlık grafiğinin nasıl bir eğrisi olduğu hepimizin malumu.
İç çamaşırdan sonra durup “Eee şimdi bir şey eksik” diye düşünüp, film yönetmeni bir koca (genç ama İngiliz) bulup, şatoya taşınıp (ama İngiltere’de) kaşmir kazaklar ve asil atlarla poz verip (ama İngiliz aristokrasisine uygun) sınıf değiştirme ve saygınlık kazanma projesinde Madonna ablamız dünyanın ve ülkemizin dört bir tarafındaki takipçilerine yeni bir yol daha gösterdi: Dünyanın karanlık gidişine karşı dikkat çeken bir şeyler yapmak!! Mesela belgesel çekmek güzel fikirdi.
Cannes Film Festivali içinde “Madonna neden sürekli kırmızı halıda” sorumuzun yanıtı da böylelikle ortaya çıktı.
***
“I am because we are” isimli filmin senaristi yapımcısı ve anlatıcısı olan Madonna Afrika’nın Malawi bölgesindeki AIDS, yoksulluk, açlık ve yetim çocuklarla ilgili mesajlar verdi. Boncuklarla bezeli şahane Chanel tuvaleti, her biri birer leblebi tanesi büyüklüğündeki yetmiş pırlanta taştan oluşan bir kolye (üşenmedim, Hello dergisindeki fotoğrafta taşları saydım), büyük pırlanta ve elmastan oluşan bir yüzük ve vintage elmas bir bileklik vardı. Bir de şahane küpeler. Materyalist kızımız “Yoksulluğa vurgu”da mükemmeldi. Mükemmeldi!!! Yapımcı, senarist, anlatıcı ve rol model olarak!!!
***
Elmas... Madonna’nın ve çeşitli vakıfların yardım gecelerinde kurtarıcıların ellerini, boyunlarını ve kollarını süsleyen pırlantadan söz edelim biraz... Dünyaca ünlü büyük, çok çok büyük mücevher şirketlerinin elmas ihtiyacı çoğunlukla Afrika’dan karşılanmaktadır.
Bu elmasların Afrika ülkelerindeki yoksul ve çaresiz insanların zor şartlar altında çalıştırılarak çıkartıldığını biliyorsunuzdur. Daha da kötüsü bu ülkelerdeki iç savaşları, bu iç savaşların bu büyük elmas şirketleri tarafından desteklendiğini de.. Çatışma elması ya da kirli elmas olarak isimlendirilen bu kömür parçalarının Afrika’daki zulmün ve savaşın sermayesi olduğunu da en azından duymuşsunuzdur. Bu zor şartlarda çalışanların, itiraz edenlerin, yere eğildiği için elmas parçası çalmakla suçlananların, kendilerinin ve çocuklarının ellerinin, kollarının kesildiğini ve bu ülkelerde sakat olma oranının anormal yüksekliğini biliyorsunuz muhtemelen... (En azından Leonardo Di Caprio’nun macera filmini izlemişsinizdir) ben filmi görmedim ancak yıllar önce National Geographic dergisi (kapağı çilekli sayı anımsayın) bu dosyayı açmış ve dünyada büyük yankı uyandırmıştı.
Merak edenler internet üzerinden detaylı bilgi bulabilirler.
Yani diyeceğim: Afrika’daki yoksulluğa dikkat çekmenin yolu Cannes’da pırlantalar bezeli itibar çalışmasından geçmemeli... Bizdeki yardım ve vakıf gecelerini düşünürsek dünyanın her yerinde yoksulluğa vurgu yapılan yolun gidiş-geliş aynı istikamette ve elmas döşeli bir kırmızı halı olduğunu göreceksiniz...