Çok lüks bir restorandayım. Öğle yemeğinde toplantı yapma modasını seviyorum aslında. Ofis gerginliğinden uzakta daha eşit koşullarda gerçekleşiyor görüşmeler. İşlerim planladığımdan erken bittiği için görüşme saatinden bir hayli erken ulaştım mekâna. Restoranın bahçe kısmı açılmış. Katıldığım bir televizyon programından çıkıp geldiğim için full makyaj, süper süslü bir haldeyim. Restoran müdürü bir coşku bir tezahüratla en güzel masayı servis ediyor. Sıcacık bir güneş var ve ben sadece bu yüzden çok mutluyum. Kereviz tozlu, acı soslu bir domates suyu söylüyorum ve başlıyorum beklemeye.
Masalardaki kalabalığın büyük çoğunluğu takım elbiseli iş adamları ve iş kadınları.
Restoranın şanına, lüksüne uygun bir görünüm sergiliyorlar.
Pahalı papuçlar, çok pahalı saatler, çok pahalı güneş gözlükleri, çok çok pahalı çantalar...
Neredeyse Hepsinin BlackBerry’leri ve aslında çantalarında ya da ceplerinde durması gereken Mont Blanc dolma kalemleri ve krokodil tabakalı kartvizitlikleri masanın üzerinde duruyor.
Markadan yıkılıyor yani mekân.
Kadınlı erkekli neredeyse hepsi somon füme salata yiyor ve birer kadeh beyaz şarap içiyor.
Ama...
***
Karşı masamdaki üç kadından biri ağzını aça aça, aça aça, aça aça sakız çiniyor ve gözlüğünün yanında kafam kadar Chanel yazıyor. Böyle çirkin bir görüntü yok ama! Böyle bir büyük ağız, böyle bir kırmızı ruj, böyle bir çene yok! Üstelik bu üç hanım da siyah beyaz seçkin giysilerinden ve pahalı saç şekillerinden anladığım kadarıyla oldukça önemli konumlarda çalışıyorlar. Sakız çiğnemek kadınlı erkekli kimseye yakışmıyor ama Armani markalı siyah ceket giymiş bir kadına hiç yakışmıyor.
Yemek yiyen çoğunluk sanki bu lüks yapı kompleksinde doğmuş gibi rahat görünüyor ancak görünenle davranış arasında bir üslup birliği yok!
Beyefendi çok sofistike bir kellikte; ancak telefonda anırarak konuşuyor ve biz onun o büyük dünyasındaki küçük figüranlar olarak sonsuz rahatsızlığımızı belli edemeyecek kadar kibarız.
Dobralık... (Çoğu zaman kabalık.)
Olduğu gibi olmak... (Zaman zaman kabalık.)
Açık sözlülük... (Genellikle kabalık.)
Yeni yaşam biçimi içinde oldukça rahat bir yaşam biçimi artık... Yalandan eğilip bükülmekten, insanı iğrendirecek boyutta bir sahtelikten, yalandan övgülerden ben de hiç hoşlanmıyorum ama insanların her ağzına geleni söylemelerinden ve toplum içinde yaşam kurallarından bu denli uzaklaşmalarından da ürküyorum.
***
Kimseye haminne gibi akıl öğretecek halim yok ama koluna o 2 bin 500 dolarlık çantayı takabilenin ağzını ayıra ayıra sakız çiğnememesi gerektiğini bilmesi gerek diye düşünüyorum. Yani o çanta ya da BlackBerry ya da o ayakkabı moda olan dek “medeniyet” moda olsa yeniden güzel olmaz mı?
Sofra adabı, güzel bir masa hazırlama, yeme içme bilgisi, sadelik, mütevazı olmak, klasik müzik ve resim bilgisi, seyahat görgüsü, başka insanları dinleyebilme yetisi...
Bütün bunları geliştirmek için çok paraya da gerek yok üstelik. Hatta bunlar için para hiç olmasa bile olur... O kadar çok olanak var ki artık...
Ama nedense kadınlı erkekli bir “hamlık” giderek daha çok moda oluyor. Kolay çünkü. Zaman istemiyor. Beyin istemiyor. Enerji istemiyor. “Ben buyum, yerse, işine gelirse” deyip çıkıyor işin içinden herkes..
Yaşlanıyorum ben...
Kesin...
Sakız çiğneyenlere, kilosuna rağmen dar giysi giyenlere, küfür eden erkeklere, tutarsızlara, geğirenlere, zevksizlere, sonradan görmelere, cahile ve buna rağmen çok konuşana, her şeyi çok bilene, küstahlara, karamsarlara hiç tahammülüm kalmadı... Hiç!