Birkaç yıl önce bir yazıma konu olmuştu. Bir arkadaşımın annesi arkadaşımın babasının cebinde cinsel gücü artırıcı ilaç reçeteleri bulmuş bir gece.
Ertesi sabah da çocuklarını toplayıp babalarını terk etmeye karar verdiğini söylemiş.
Bizimkiler çok şaşırmışlar bu işe. Öyle ya, böyle bir sebep yüzünden niye terk edilsin ki bir baba?
Anneleri gözyaşı içinde “Bu adam on beş yıldır benim yanımda yatmıyor. Peki o zaman bu ilaçları kim için kullanıyor?” diye lafa girince iki kardeş şaşkınlıkla birbirlerine bakakalmışlar. Tabi annenin eşyaları bir torbaya doldurulmuş ve kızının evine yerleştirilmiş.
Baba allem etmiş kallem etmiş ve üç haftanın sonunda yine eve döndürmeyi başarmış karısını.
Arkadaşım bunu anlatırken babasının hâlâ cinsel hayatı olmasına daha çok şaşırıyordu.
Bütün çocuklar gibi benim annem babam böyle şeyler yapmaz diye düşünüyordu belki de...
Çünkü bilirsiniz böyle şeyler konuşulmaz.
***
Çocukların yanında el ele tutuşmak, öpmek, sarılmak, sevgi göstermek ayıptır.
Bu yüzden bizim toplumumuzda birbirini sevmeyen anne baba daha bir “yakın” gelir bize.
Bu yüzden sevgiyle birinin elini tutan, yüzüne bakan, o yumuşak sesle konuşanı yadırgarız.
Gerçek olamayacak kadar yabancıdır çünkü.
Suratın ortasına şak diye inen bir tokattan ya da duvara fırlatılan bir bardağın etrafa dağılan parçalarından daha gerçek bir şey olmadığı için mutluluk adına yola çıkmış herkese nefretle bakar insanlar.
Çünkü Türkiye’nin sessiz halkı mutluluğu bulunca ne yapacağını bilemez.
Ne işe yaradığını, neye benzediğini bilmez.
Mutluluktan konuşulmaz bu ülkede.
Çünkü ayıptır.
Mutsuzluktan söz ettiğinizde bir an durup kulak verirler de,
Mutluluk için yaşamınızı değiştirmeye kalkarsanız, eğer daha iyi bir hayat vardır diye kalkarsanız ayağa, bir de kadınsanız üstelik,
Vururlar adamı.
Elazığ garajında vururlar, bir hamburgercide, adliye çıkışında, köşe yazılarında, haftalık röportaj sorularında, tükürük içindeki satırlarında vururlar.
Hiç acımazlar.
Çünkü mutluluk kimseye yakıştırılamayacak kadar uzaktır.
***
Bu ülkede sorunların çözümünden konuşulmaz.
Bu ülkede sadece sorunlardan konuşulur.
Sadece şikayet edilir.
Sadece söylenilir.
Bu yüzden bu ülkenin kadınları mutsuz yatarlar yataklarına. Mutsuz kalkarlar sabahları. Bir yere sığmayan o mutsuzlukla susarlar. Dişleri, dilleri, dudakları kanar susmaktan...
Çünkü konuşulmaz yataktaki yalnızlıktan.
Çünkü yok sayılır, çünkü ayıptır, çünkü iffetli olmak bunu gerektirir.
Mutsuz ve terbiyeli yaşanır böylelikle.
***
Bu iki yüzlü anlayıştan çok sıkılmadınız mı artık?
Hadi konuşalım, hadi konuşun birbirinizle.
Salonda yatan, sabaha kadar televizyon seyreden, elektrik faturasını, kirayı yatırmayı unutan, çocuğun bezi mi bitti, evde kıyma mı var bilmeyen, dışarıdaki hayatı içerdekinden daha çok seven, televizyondaki maç yüzünden eve erken gelen, bir de yatakta erkenci olan, doktora gitmeyen, dişini fırçalamayan, ayak tırnağını kesmeyen, hiçbir ideali, amacı olmayan bir adamla o büyük suskunluğu yaşamaktan bıkmadınız mı?
Hadi bir bakın aynaya!
Hiç konuştunuz mu kendinizle açık açık?
Hiç korktunuz mu ya başarırsam bana neler yaparlar diye?
Korkmayın.
Eğer başarırsanız sizi vurmak isterler. Vurulursanız mutlu ölürsünüz.
Eğer başaramazsanız mutsuzluk yavaş yavaş kemirmekteyken canınızı, siz sessiz sedasız veda edersiniz benliğinize...