Eski bir arkadaşımın yeni taşındığı evi bulmak için gece vakti taksiyle giriyorum Sarıgazi sokaklarına. Girer girmez de benden bekleneni yapıyor ve kayboluyorum.
Telefonda aynı tarifi onuncu kez aldıktan sonra sinirim bozuluyor ve gülmeye başlıyorum. “Gül bakalım...” diyor arkadaşım: “Unutma ki bir zamanlar da Levent’ten ev alanlara gülüyorlardı.”
Şaka bir yana, hayatımda yolları bu kadar bakımsız bir semt gördüğümü hatırlamıyorum. Özellikle yanlışlıkla girdiğim Uysal Caddesi, üzerinde Ay’da geçen bir film çekebileceğiniz kraterlerle dolu.
İstanbul’un içinde en az on farklı İstanbul olduğunu bildiğimden, başka bir şehre gelmiş gibi hissetmek beni şaşırtmıyor.
Etiler’den Beşiktaş’a taşındığım zaman bile şehir değiştirmiş gibi hisseden ben, Fatih’te başka, Üsküdar’da başka, Teşvikiye’de başka İstanbullar buluyorum.
***
Bu arada bir hatırlatma: Yakın geçmişte Sarıgazi, Seyrantepe ve Yenidoğan beldeleri “Sancaktepe” adı altında birleştirildi. Meclisteki muhalefet bu kararın siyasi olduğunu savunadursun, İstanbul’un her yerinde olduğu gibi Sarıgazi’de de bir kabuk değiştirme hali var.
Mahallenin çeşitli yerlerine lüks görünümlü siteler yapılıyor ve şehrin başka semtlerinden gelen “Beyaz Türkler” buradaki nüfus profilini değiştirmeye başlamış.
Profil demişken, ilk defa esnafının çoğunluğu Cumhuriyet, Birgün ya da Vatan okuyan bir semt gördüğümü söylemek isterim. Bunun nedenini sokaklara bakınca anlıyorsunuz: Her yaştan kadının geceleri bile rahatça yürüdüğü, akşamları çocukların gönüllerince oynadıkları, yoksul ama açık görüşlü bir semt Sarıgazi.
“Bir gün bu yeni yapılan sitelerde meşhur gazeteciler oturmaya başlayacak” diyor arkadaşım: “Herhalde buranın yolları da o zaman yapılacak.”
Türkiye’yi tanımak için Anadolu’ya gitmeye gerek yok: Göçler sonucunda küçük bir Türkiye’ye dönüşen İstanbul’un sokaklarında dolaşmanız yeterli. Yeter ki niyet olsun.