Hırvat maçındaki futbol bazen o kadar yavanlaştı ki saha kenarındakileri izlemek daha zevkli hale geldi. Hem Fatih Terim hem de Avrupalıların “genç Terim” dedikleri Slaven Biliç, jestleri ve mimikleriyle sahadakileri gölgede bırakan bir gösteri sundular.
Şaka bir yana, baskı altındaki insanları gözlemlemek, insan doğasını tanımak açısından son derece yararlı. Hemingway gibi ben de baskı altında zarif kalmayı bilenlere hayranım.
Teknik adamların saha kenarındaki halleri bu yüzden ilginç gelir bana: Mesela çocukluğumuzun efsane Dinamo Kiev takımının hocası Lubanovski: Ak saçlı bir memura benzeyen bu kişi doksan dakika öne arkaya sallanır, karşılaşmayı ifadesiz bir yüzle seyrederdi. Sonradan öğrendik ki meğer kalp hastasıymış, sağlığını riske edermiş her çıktığı maçta.
Saha kenarı şovlarında ülkemizin en önemli ismi belki de Yılmaz Vural’dı. Hayatı boyunca onlarca Anadolu takımını çalıştırmış olan bu futbol emekçisini maç sırasında izlemek büyük olaydı. Hatta diyebiliriz ki çalıştırdığı takımların futbolcularından daha büyük bir hayran kitlesi vardır Yılmaz Hoca’nın.
Bir de fizikleriyle öne çıkan ve hem kadınların hem de erkeklerin ilgisini çeken hocalar var. Portekizli ünlü teknik adam Mourinho ya da Hollanda’nın patronu Van Basten gibi. Mustafa Denizli de özellikle doksanlı yıllarda “yakışıklı teknik direktör” denince akla ilk gelen isimdi.
Ama en baskı altında olduğu anlarda bile zarafetini, espri gücünü ve beyefendiliğini kaybetmeyen Lucescu’nun yeri her zaman ayrıdır.
***
Kim ne derse desin, insanın asıl kalitesini onun baskı altındayken sergilediği zarafet gösterir. Baskı yokken zarif olmak kolaydır çünkü.
Fatih Terim’in basınla yaşadığı gerilimi izlerken aklıma 1998 yılında dünya şampiyonu olan Fransa’nın hocası Aime Jacquet geldi.
Hem sınıfsal kökenleri hem de Cantona, Ginola ve Papin gibi zamanın yıldız futbolcularını kadro dışı bıraktığı için üstüne gidiyorlardı Jacquet’nin. Ama hatırladığım kadarıyla saldırıların hiçbirine cevap vermedi, polemiğe girmedi.
Hatta Fransa engelleri aşıp finale kalınca, büyük büyük başlıklarla kendisinden özür dilediklerinde bile istifini bozmadı. Kısa ve net cevabını kupa öğrencilerinin elinde yükselirken mikrofon uzatan TV5 muhabirine verecekti: “Onları asla affetmeyeceğim. Asla!”
Bu arada, Hırvat teknik direktör Biliç’in maçtan sonra yaptığı yorum da bence ayrı bir zarafet örneği: “Ama zaten futbolu işte böyle bir oyun olduğu için seviyoruz.”