Yirmi bir yaşındaki nöbetçi hemşire odaya girdiğinde ilk iş televizyonu açtı. Kırmızı formalı adamlar ye-şil sahaya çıkıyordu.
Kamera yükselip tribünleri de gösterdiğinde kalbi daha hızlı atmaya başladı. Saçını ensesinde topladı yeniden, sigarasını yakıp gözlerini televizyona kilitledi. Bu dinlenme molasında belki hiç olmazsa ilk yarıyı seyredebilecekti.
Yatsı okunduğunda öğretmen hanım küçük lojmandaki en rahat koltuğa oturmuştu bile. Ihlamur kokuyordu içerisi. Bütün gün tek odalı ilkokulda çocuklara ders anlatmaktan yine yorgundu.
Bir kahve yaptı kendisine, telefonda annesiyle iki dakika konuştu. Sonra gitti pencereden baktı uzun uzun; Harran Ovası’nın üzerinde büyük yıldızlar vardı.
Sarışın kadın öğleden sonra bara kurulmuş, televizyondaki maçı tek başına seyrediyordu.
Onun böyle heyecanla ne seyrettiğini merak eden müşteriler ara sıra yanına geliyor, ekrandaki kırmızılı ve beyazlı adamlara biraz baktıktan sonra dönüyorlardı yerlerine. Çok sıcaktı. Haber bültenleri birkaç gün içinde New York’ta havanın daha da ısınacağını söylüyordu.
Kanepede oturan kısa saçlı kız dalgın dalgın çeviriyordu derginin sayfalarını. CD Player’da dalgın bir piyano çalınıyordu. Arada okuduğu sayfadan başını kaldırıp baktı ve gördü, Rüştü’nün son anda köşeden çıkarmayı başardığı şutu.
Bebeğini uyuttuktan sonra kocasının yanına geldi ve ona usulca sokuldu kadın. Sesi kısık televizyonda Semih’in ceza sahasında düşürüldüğünü gördüler.
Kadın umutla elini sıktı kocasının ama değişen bir şey olmadı. Hakem oyunu devam ettiriyordu.
***
Başhemşire gelip yedi numaradaki hastayı sordu. Hemşire ilaçlarını biraz önce verdiğini, beş dakika sonra yine bakacağını söylese de başhemşire tatmin olmuyordu.
İsteksizce yerinden kalktı, koridorda yürümeye başladı hemşire. Televizyondaki spikerin sesleri hâlâ biraz duyulabiliyordu.
Aurelio ceza sahasının hemen dışında düşürüldüğünde barmenden televizyonun sesini açmasını istedi sarışın kadın. Gündüz içki içmek adeti olmamasına rağmen kendisine bir martini söyledi. Boynundaki nazar boncuğunu eliyle yoklayıp derin bir nefes aldı.
Öğretmen Hanım kahvesini yudumlayarak televizyona biraz daha yaklaştı ve dikkatle baktı topa vurmaya hazırlanan Hamit’e...
Kısa saçlı kız aniden başını kaldırdı ve havada süzülerek, beyaz formalı adamların şaşkın bakışları altında kaleye giden topu son anda gördü.
Hemşire tam köşeyi dönecekken duydu spikerin çığlığını. Gülümsedi. Yedi numaradaki hastaya ulaşmak için adımlarını hızlandırdı...