Çoğu Türk gibi benim de çocuğa zaafım var. Programımı, ilişkilerimi, mesaimi oğluma göre ayarlarım. Bununla çatıştığı için kopardığım bağlar, verdiğim istifalar vardır.
Zavallı, dün ayağını kesti. Kendi kanını ilk kez gördüğü için küçük bir şok yaşadı. Ben de onun şoka girince Avrupa Yakası’ndaki Burhan Altıntop gibi konuştuğuna keşfettim.
Burhan Bey’i hatırlatan bir sesle “bu kan hemmmen durmazsa şu kapıdan çıkar giderim ve yüzümü bir dahaaaa göremezzzsiniz!” diye bağırıp durdu zavallı.
Oğlum şu hayatta tanıyabileceğiniz en temkinli insanlardan biridir. Başına gelen işi kabul edilemez bir rezalet olarak gördü bu yüzden. Ayağını kesen cama ve beceriksiz babasına söylendi durdu.
Kucaklayıp yatıştırmaya çalışırken yaralarımı düşündüm: İlk defa hayal kırıklığı yaşadığım, güvenimin sarsıldığı ama yine de doğrulup yola devam ettiğim zamanları...
***
O küçük ayağından akan kana hayretle bakarken hayat bir kan ve gözyaşı seli halinde akıp gidiyor. Genç çocuklar bilmedikleri nedenlerle ölüyorlar. Ölüm onları üniformalarının içinde ya da inandıkları davanın girdabında buluyor.
Göz açıp kapayana kadar oğlum da büyüyecek ve milletçe “hayatın altın çağı”ndan çok “kazasız belasız atlatılması gereken bir badire” olarak gördüğümüz gençliğe yürüyecek.
***
Bilenler bilir, kolay korkan biri değilimdir. Ama baba olmak, gelecek kaygısını karşınıza yeniden çıkarıyor. Bu kez bir başkası için endişelenmeye başlıyorsunuz. Dünyanın halini daha çok düşünüyorsunuz. Umutlarla birlikte kaygılar da tazeleniyor.
“Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” diyen arkadaşlarınıza kafa tutsanız da çocuğunuzu bekleyen dünya tırmalıyor sizi çünkü nereye baksanız gözünüze kötülük ve onun ikiz kardeşi cehalet çarpıyor.
Baba olmanın mutluluğunu yaşayacağınıza içinizi bunlarla daraltıyorsunuz. Aklınıza A. Kadir’in şiiri geliyor: “Mutlu olmak varken bu dünyada, geceler geldi dayandı kapımıza.”
Sonra Nadir Göktürk’ün o şiire yaptığı beste Sumru Ağıryürüyen’in ipek sesiyle akıyor: “Olduk acımızla sarmaş dolaş, bekledik düşümüzle koyun koyuna.”
Avuntunuz, hayatınızın merkezindeki o küçük adamın verdiği güç. Biliyorsunuz ki haksızlıkla karşılaştığınızda gülümseyerek arkanıza yaslanmanızı yine o sağlayacak. Yazar olmanın yalnızlığını o dayanılır kılacak. Bunca kötülüğe rağmen milyonlarca yıl yine o güçle dönecek dünya.