Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi kapı komşumuz olan, bizimle aynı sokakta oturan, iş dönüşü bakkalda karşılaştığımız zabitler yok artık. Yaşam ve siyaset şartları, askeri kendi dünyasına itmiş. Üstelik bizim subayımız Rus romanlarındaki gibi aristokrat aileden de gelmez. Maaşı yüksek değildir. Bu yüzden onları burjuvaların gittiği kahvelerde ya da gece kulüplerinde görmeyiz. Onlar da orduevi ve lojmandaki dünyalarında yaşayıp giderler. Bu kopukluk da küçük burjuva aydınıyla askerin birbiri hakkında önyargılar üretmesini kolaylaştırır. Bakmayın “biz asker milletiz” sözüne: Askerlerle siviller pek kanka olmaz ülkemizde. Arada her zaman bir mesafe vardır. Bu yüzden birbirlerinin dertlerini tasalarını bilmezler. Çoğumuz bilmeyiz, iki çocuk babası bir kıdemli binbaşının kaç lira maaş aldığını.
***
Zorunlu askerliğe karşıyım. Ama ne yalan söyleyeyim, Erzurum’da geçen askerliğimi hâlâ iyi anarım. Hem de yaptığım, Mert Çiller usulü bir “havuz sefası” olmamasına rağmen. Askerlik küçük burjuva çocukları için yararlı bir okuldur. Özellikle Türkiye’nin insan malzemesini görmek ve anlamak bakımından... Ayrıca, sahiden tanımayız askerleri. İster Cumhuriyet okuyalım ister Taraf... İster CHP’ye oy verelim ister GTP’ye... İster Ergenekon United taraftarı olalım, ister Dinamo AKP. Askerler de bizi tanımaz. İster okuldan yeni mezun genç bir teğmen olsun, ister general. Bizim “Türk subayı” dediğimiz kişi kimdir, hangi durumda ne hisseder, hangi insani kaygıların ortasındadır, bilmeyiz. Merak da etmeyiz aslında. Askerin de “bu ülkenin okumuş insanlarının derdi nedir, niye bu kadar acı çekerler” diye kafaya taktığı söylenemez.
***
Asker ve sivil yirmi birinci yüzyılda medenice bir arada yaşamanın yollarını beraber bulmak zorunda... Bu artık bir ülkenin ne kadar demokrat olduğunu gösteren en önemli şey... Anti militarist takılmak güzel... Ama “si vis pacem para bellum” demiş Latinler. Yani “barış istiyorsan savaşa hazır ol”. İnsanlığın toplu bir ruhsal aydınlanma yaşayana kadar barışı koruyacak ordulara ihtiyaç duyacağı ortada. Bu yüzden Türkiye’nin normalleşmesi, askerlerin sosyal hayatın bir parçası olmasına bağlı. Onlar Mars’tan, biz Venüs’ten gelmiş gibi yaptığımız sürece bir yere varamayız. Türkü söyleriz sadece: “Aramızda karlı dağlar, hasretin bağrımda kışlar” diye.