Önceki gün Belgrad’da yakalanan ve adına Karadziç denen iblis yalnızca Boşnakları ve Hırvatları öldürmedi. Yalnızca çocuklarının önünde babaların, annelerin yanında bebelerin canına kıymadı.
Avrupa’nın ortasındaki Müslüman nüfusu yok etmeye çalışarak bir psikopatın kişisel hırsını sergilemedi yalnızca.
Yalnız Sırp usulü Ergenekon’un temelini atmadı. Srebrenica’da sekiz bin masumun katledilmesi için emir verirken kanına girdiği, o savunmasız insanlar değildi sırf.
Silahsız sivilleri ölüme gönderirken sosyalizmin en zarif eseri Yugoslavya değildi tek parçaladığı. Sırpların onurlu bir geleceğe sahip olma umudunu yerle bir etmedi yalnızca.
O, Avrupa’nın mezar taşını dikti...
Avrupa’nın ne kadar köhnediğini hepimize gösterdi. Avrupa Birliği’nin birleştirilmiş bir tüketici topluluğu dışında hiçbir şey olmadığını...
Avrupa’yı Karadziç öldürdü. Adamları Srebrenica’ya yürürken şehri onlara bırakıp kaçan Hollandalı askerler dünyaya ilan etti bu ölümü.
Avrupa Birliği bu yüzden doğamıyor çoktan öldüğü için. Bugün Avrupa dediğimiz, ruhsuz bir bedenden ibaret... Eğer ölmemiş olsaydı katilin yakalanması on üç yıl sürmezdi.
Avrupa eğer hâlâ Avrupa olsaydı, binlerce yıllık kültürden ve İkinci Dünya Savaşı deneyiminden sonra böyle bir şeye izin vermezdi.
***
Madem lütfedip başladınız okumaya, o zaman birkaç küçük soru:
Radovan Karadziç tıp fakültesinde okuyup psikiyatrist olan, çocuklar için şiirler, mandoliniyle çocuk şarkıları yazmış biri. Peki nasıl olup da yirminci yüzyılın en büyük katillerinden birine dönüştü?
Ona bunları yaptıran inanç ne? Hangi ideal bir şairi küçük çocukların kanıyla beslenen bir yaratık haline getirebilir?
Hangi fikir Columbia Üniversitesi’nde çalışmış yakışıklı bir adamdan bir iblis yaratır? Ona bu gücü veren ne?