Sahnede otuzlarında, yakışıklı bir adam var... Hemen önünde, bayrağa sarılı bir tabut...
Tabutun önünde çiçekler, çiçekler... Çerçevenin içinde Suna Pekuysal’ın çok iyi tanıdığımız, bize güzel şeyler hatırlatan yüzü...
“Beni burada onun tek oğlu olarak görüyorsunuz” diyor adam “ama karşınızda kültür ve edebiyatla büyümüş bir evlat olarak duruyorum. Anam can verdiği karakterler aracılığıyla bana bir değil, binlerce can verdi.”
Bunları söyleyen, mimar Sait Ali Köknar... Anne ve oğul belki de ilk defa tiyatro sahnesinde yan yana. Annesini rahmetli babasının yanına uğurluyor Sait Ali... Tam onların istediği gibi bir evlat olmanın huzuru içinde...
Annesini anlamış bir oğul olmanın gururu içinde... Çünkü şu hayatta erkeğe gerçekten gurur verecek bir şey varsa, o da annesini anlamasıdır.
***
Her erkek kendisini doğuran kadını anlamaz. Çoğu merak bile etmez. Oysa kadınları anlamak, o ilk kadınla başlar. Onun annemiz olmaktan başka neler yaptığını keşfetmekle...
Bize duyduğu sevgiden başka neler hissettiğini anlamakla... Bizim mutlu olmamız dışında hangi hayallere sahip olduğunu bilmekle...
Şu hayattan hangi umutlarla, hangi korkularla, sevinç ve acılarla geçtiğini merak etmekle...
***
Annesini anlamamış erkek kadınları anlamaz. Aklı kadınlara ermeyen birini görürseniz emin olun onun aklının ermediği aslında kendi annesidir.
Sevgilisine anlayış göstermeyen bir adam varsa kazıyın altından annesiyle empati kuramamış biri çıkar.
Kadınlara kötü davranan erkek aslında annesini sevmez. İnsan anlayamadığı birini nasıl sevsin?
***
Çoğu erkek annesiyle arasındaki görünmez göbek bağını hayat boyu taşır. Bazen onun sayesinde sever, acı çeker ya da ayrılır. Annemizi keşfetmek iyidir bu yüzden: Bize kadınların dünyasındaki yerimizi öğretir...
“Anam bana bir değil, birçok can verdi...” demiş Sait Ali Köknar: “Sadece bana değil sizlere de verdi, vermeye de devam edecek. Özellikle de bu yüzden yaşasın tiyatro, yaşasın Suna Pekuysal, yaşasın anacım...”
Sen de çok yaşa Sait Ali... Kaçımız annemizi böyle güzel anlatabildik?