Öğrendik ki sevgili Doğa Rutkay bir magazin programındaki hanımların kendisiyle ilgili haberi dillerine dolamalarına çok kızmış.
Olay, geçen hafta çıkan bir habere dayanıyor. Yok efendim Doğa bir gün erkek arkadaşı Şahan’dan telefon istemiş de Şahan almamış da, bu yüzden sevgililerin arası açılmış...
Magazinin kuralı: Kendiniz hakkında çıkan haberin uydurma olduğunu bilseniz de hemen yan sütundaki, başkasından söz eden haberi gerçekmiş gibi okursunuz. İtiraf edeyim, ben de öyle yaptım...
Haklı olarak isyan ediyor Doğa: “Bunu tam bir buçuk saat tartıştılar. Türkiye’de daha önemli şeyler oluyor. Bir buçuk saat boyunca bunu konuşmayı gerçekten çok anlamsız buldum.”
Ben de diyorum ki: Doğa’cım, olay
o zaten. Yani magazinin var olma nedeni, insanlara bir hafta konuşacakları malzemeyi vermektir. Yeni tanışmış ve henüz hiçbir ortak noktası olmayan iki kişinin bile muhabbet etmesini sağlamaktır.
Özünde bir boş konuşma sanatıdır yani magazin. Tıpkı erkeklerin futbolu gibi...
***
Bakmayın biz maçsever yazarların “futbol yalnızca futbol değildir” edebiyatıyla meseleye asalet kazandırmaya çalışmamıza. Futbol da erkeklere gelecek hafta sonuna kadar idare edecek malzemeyi vermek için vardır.
İlk kez gittiğin berberde ya da bindiğin takside iki satır zararsız muhabbet mi istedin? Atarsın hemen “yahu bu Emre’yi aldılar ama iyi mi oldu?” ya da “Aykut varken o kadar para kaleciye verilir mi?” diye bir kıtır, sonra keyfine bakarsın.
Burada önemli olan ne konuşulduğu değildir pek. Hatta diyebilirim ki, olayın konuyla zerre kadar ilgisi yoktur. Önemli olan ilk kez gördüğümüz ve bir daha hiç görmeyeceğimiz biriyle sıkılmadan yarım saat geçirebilmektir.
Magazin programları işte bunun için cephane üretir. Pazar akşamları çıkan maç yorumcuları da bunun için cephane üretir. İlki daha çok kadınlar, ikincisi genellikle erkekler için.
İster “geyik” diyelim adına ister eskiler gibi “laklak” ya da “makara”... Bu da bir insani ihtiyaç işte...
Boş konuşmak bir tür sanat aslında... Bir kişi dişe dokunur hiçbir şey söylemeden bir buçuk saat konuşabiliyor ve bizi sıkmadan bunu dinletiyorsa, kendisine “Süleyman Demirel Özel Ödülü” vermek boynumuza borç demektir.