Bizim ufaklığı yaz okuluna götürüp getiren aracı sapakta yakalıyorum. Aslında buna “yakalıyorum” diyemeyiz çünkü araç bir saattir aynı yerde duruyor. Hem de güneşte kırk dereceyi geçen sıcağın altında.
Aracın kapısını açtığımda üç buçuk yaşındaki oğlumu ter içinde, korkmuş ve sıcaktan yanakları kızarmış ağlarken buluyorum. Onu kucaklıyorum ve başka yere gitmek mümkün olmadığından Kanyon alışveriş merkezine giriyorum.
Doğruca orta yerdeki havuza gidip kollarını, yüzünü, saçını ıslatıyorum. Neşelenmesi için de şu an buraya yazamayacağım bir beste yapıp söylüyorum (babaların oğullarına öğrettiği terbiyesiz bestelerden). Neyse ki on dakika sonra kendisine geliyor garibim ve gülümsemeye başlıyor.
Bakın, ben halden anlamayan biri değilim. Ahmedinejad’ın ziyaretinin hükümetimiz için ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum. Memlekette sosyalist bir hükümet olsa ve Fidel ziyarete gelse onlar da bu kadar heyecanlanırdı. Liberal hükümet olsa ve Obama gelse onlar da coşardı böyle. Ulusalcı hükümetimiz olsa Putin’in ziyareti bence bu etkiyi yapardı. Ülkeyi ben yönetsem ve misafir Pink Floyd olsa herhalde ben de yaparım bir şeyler.
Ne de olsa herkesin feyz aldığı birisi var. Ama Fidel şehrin kendisi yüzünden sefil olduğunu duysa eminim üzülürdü. Obama ve Putin de üzülürdü. Zaten hakkını yemeyelim, Ahmedinejad da üzülmüş ve “ben Tahran’da böyle bir şeye asla izin vermezdim” demiş.
***
En suya sabuna dokunmaz simaları bile isyan ettiren gün bence her yıl çeşitli törenlerle anılmalı. Büyüklerimizin hayranlık duydukları birini görünce Tarkan görmüş gençler misali nasıl kendilerini kaybettiklerini gelecek kuşaklara anlatmalıyız.
Fakat işin kötüsü, İstanbullu’yu mağdur eden hükümetimiz meğer Ahmedinejad’ı da mağdur etmiş. Adamcağız için önem taşıyan doğalgaz sözleşmesi imzalanmamış. Neden? Amerika istemediği için.
Ne kadar hazin bir hikâye: Başbakanımız Ahmedinejad’ı ne kadar sevse de ikisi aslında ayrı dünyaların insanları: Bizimki Amerika desteğiyle yol alıyor, diğeriyse Amerika’ya rağmen.
“Ayrılsak da beraberiz” diyorlar ama işin aslı “buluşsak da ayrıyız” şeklinde. Ama her şeye rağmen hükümetimizin İran aşkı sürüyor işte. Bir de bana romantik derler.