Bir Akdeniz ülkesinde “öfke kontrol programı” uygulamak, kutuplarda bikini satmaya benzer.
Bir Balkan ülkesinde “öfke kontrol programı” uygulamaksa, ekvatorda katalitik soba ticareti yapmak gibidir.
Aynı programı Orta Doğu’da uygularsanız, muhtemelen okuma bilmeyen birine ansiklopedi satarken yaşayacağınız zorlukları yaşarsınız.
O kadar mantıksızdır yani.
Türkiye aynı anda hem Akdeniz hem Balkan hem de Orta Doğu ülkesi. Böyle bir ülkede Cem Uzan’a “öfke kontrol programına katılma” cezası verildi.
Söz konusu kişi de haklı olarak “cezayı anlamadım, tam olarak ne yapmam gerekiyor?” diye sordu.
O bu soruyu sorarken, ülkenin başbakanı tespih çevirerek medyayı tehdit ediyordu. Milli Takım’ın Teknik Direktörü bir spor yazarını arayıp küfrediyordu.
Bunlar olup biterken, Türkiye hapishanelerinde binlerce kişi, anlık öfke sonucu işledikleri cinayetler yüzünden yatıyordu.
***
Türkiye’de polisiye roman niye zayıftır bilir misiniz?
Çünkü Türkiye’de işlenen cinayetler İngilizlerinki gibi planlı programlı olmaz. İstatistiklere bakarsanız, cinayetlerin çoğunun cinnet sonucu işlendiğini görürsünüz. Yani öfkeyi kontrol edememek yüzünden\’85
Haliyle, romana konu olacak karmaşık soruşturmalar, heyecanlı çözümlemeler de olmaz.
Kan davaları bile kontrolden çıkmış öfkenin eseridir aslında, hatta uzun yıllardır süren düşmanlıklar da.
Öfkemizi barışçıl bir mecraya akıtmayı beceremediğimiz için her gün gençlerimiz ölüyor dağlarda.
Öfkemiz öyle kitapla falan kontrol edilebilecek halde değil. Kan akıtacağız ki içimizdeki ateş biraz soğusun.
Birbirimizi kırıp dökeceğiz ki öfkemiz yatışsın biraz... Katı ve sevgisiz olacağız ki öfkeli olduğumuz yüz metreden anlaşılsın... Çocuklarımızı döveceğiz ki onlar da büyüyünce bizim gibi olsun.
Yani öfkemiz bizi yönetecek. Biz onu yönetmeyi öğrenene kadar...