Belki hatırlarsınız: Geçtiğimiz yaz, bu köşenin okurlarından bana öyküler göndermelerini rica etmiştim.
Basit bir amacım vardı: Gelecek öyküler içinden beğendiklerimi dosya haline getirip kitap yapmak istiyordum.
Herhalde fark etmişsinizdir: Bunu şu ana kadar gerçekleştiremedim. Arada bir mesaj atıp haklı olarak “ne oldu şu öyküler kitabı?” diye soran okurlara tabii ki özür borçluyum.
Bahaneler sayılabilir tabii: Yayın dünyamızın şartları, benim yıl boyunca oradan oraya koşturmuş olmam, yeni romanımın çok zamanımı alması, falan...
Ama asıl neden bunların hiçbiri değil. Asıl neden, bu işin benim beklediğimden daha zor çıkması.
***
Hiç abartısız, İki yüzden fazla öykü geldi. Bunları okuduğum zaman ilk zorluğu anladım: Sınıflandırılamayacak kadar çeşitliydi gönderilenler. Bazıları hayali öyküler yazmıştı örneğin, bazıları başlarından geçen bir olayı.
Okuması zevkliydi hepsini İstanbul’dan, Berlin’den, Van ya da Los Angeles’tan gelen öykülerin her biri farklı bir iç dünyayı yansıtıyordu.
Bazıları uzun, bazıları kısaydı öykülerin. Tam olarak söylemek gerekirse otuz sayfa süren de vardı, birkaç paragrafı geçmeyen de... Bunları hangi ölçüte göre tasnif edip dosya haline getireceğime uzun zaman karar veremedim.
Sonra yayıncıma danıştım. Dosyayı okuyan editörüm Tankut Gökçe de benzer yorumlar yaptı. Öyküler “Türkiye’nin öyküleri” olmaları dışında, kitap olabilecek bir bütünü yansıtmıyordu.
Kara kara düşünürken bir çağrı daha yapmaya karar verdik. Okurlardan kimi yaşadıklarını öykü halinde yazmalarını isteyelim dedik. Belki böylece istediğimiz kıvamı tutturmuş olacaktık.
Şimdi o duyuruyu yapıyorum işte: Başınızdan geçen komik, hüzünlü, korkunç, metafizik ya da gündelik bir olayı öykü biçiminde yazıp gönderiniz.
İstediğimiz olursa, kitabı oluşturmak için bir adım atmış olacağız. Olmazsa, bana gelenler içinden seçtiklerimi kendi internet sitemde, düzenli olarak yayımlayacağım.
Eğer “ben kitap olsun diye göndermiştim, internet sitesi de neymiş?” derseniz, lütfen haber verin ki bir yanlış yapmayalım.
Ama lütfen unutmayın: Olayı fazla ciddiye aldığımız için oldu bu gecikme. Hem ne demiş şair, en güzel çocuklar hep en zor doğanlarmış.