Prusya Kralı Büyük Frederik, Postdam’daki sarayını yaptırmak için bahçe kısmında kalan değirmenin istimlâk edilmesini ister. Ama değirmenci mülkünü vermez.
Bunun üzerine para artırılır ama değirmenci direnir yine. Çok fena gıcık olan Kral “Bak zorla alırım” der. “Hiçbir şey yapamazsın” diye cevap verir değirmenci: “Berlin’de hâkimler var!”
Frankfurt’ta da varmış, gördük.
Hâkim Jochen Müller başkanlığındaki Frankfurt Eyalet Mahkemesi, hem Alman hem de Türk tarihinin en önemli dolandırıcılık davalarından birinde Deniz Feneri yöneticilerini mahkûm etti.
“Burada dolandırıcıların basit bir eylemi söz konusu değildir” demiş hâkim Müller: “Siyasi ve İslami bir ideoloji var.”
Şimdi bazıları kızacak ama “siyasi ve İslami ideoloji” denince de akla Türkiye Komünist Partisi gelmiyor, değil mi? Başka bir parti geliyor.
Başbakanımızın son zamanlarda niye çok sinirli olduğunu da herhalde en iyi Müller’in sözleri açıklıyor.
***
AKP’nin iddia ettiği gibi “demokrat” bir parti olup olmadığını anlamak için en iyi yol, onların 12 Eylül karşısındaki tavırlarına bakmak.
12 Eylül faşizminin en büyük marifeti, toplumun örgütlenme yeteneğini felç etmek oldu. Zamanın TRT bültenleri yüzünden “örgüt” sözcüğünden bile korkar hale geldik.
Bu da en çok İslami ideolojiye yaradı. Çağdaş örgütler olmayınca kalan tek seçenek tarikatlardı çünkü.
Sosyal devlet ve dayanışma ortadan kalkınca, Deniz Feneri türü hareketlere gün doğdu.
Solun toplumda bıraktığı boşluk siyasal İslam’a peşkeş çekildi. Dünyanın her yerinde sola oy veren ezilenlerin onlara yönelmesi sağlandı.
AKP’nin “demokrasi” yolunda en büyük açmazı budur zaten: Demokrasinin bir numaralı düşmanı olan 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşamazlar. Bizzat o zihniyetin ürünü oldukları için.
O zihniyet sayesinde “Deniz Feneri” kurulduğu, siyasi hareketi finanse ettiği için. Din insanların zayıf karnıdır, onu kullanmak kolaydır. Hatta demokrasi bile bu yolda tuzağa düşürülebilir. Çözüm asker falan değildir bu durumda. Güvencemiz hâkimlerdir. İster “Deniz Feneri” için Frankfurt’ta, ister 12 Eylül için Ankara’da.