Bir grup yazar, Londra’da dükkân açmış. Burada stresli kitapseverlere çözümler öneriyorlar.
Taraf’ın haberine göre, “daha doyurucu ve daha az stresli hayatlar için” reçete yazıyorlar.
Olayın fikir annesi, küratör Sophie Howarth. “Kültür dünyasının günlük problemlerle uğraşmaması beni hayal kırıklığına uğrattı” demiş: “Buraya gelenler, işlerinden ailelerine kadar her konuda konuşabilmek istiyor. Kültür dünyasının sorunu da bu: İnsanlarla böyle şeyler konuşulmuyor.”
Yani ruhsal sıkıntınızı söylüyorsunuz, size kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak kitaplar veriyorlar. Şifa niyetine.
Howarth, dükkânlarını “kültürel eczane” olarak tanımlayarak bence çok doğru bir şey yapmış. Ne yani, kitaplar şifa niyetine okunamaz mı?
Ya da şöyle sorayım, daha provokatif
olsun: Bize şifa vermeyecekse niye okuyoruz ki kitapları?
Yani kendimizi daha iyi, hayatımızı daha anlamlı kılmayacak, dünyayı daha açık seçik görmemizi sağlamayacaksa niye kitap okuyalım?
Dünyada bizden başkalarının da yaşadığını, onların da iç dünyaları, umutları, esprileri ve ruhlarında bubi tuzakları olduğunu hatırlatmayacak kitaptan kime ne hayır gelir, değil mi?
***
Ne demiş Nabokov: “Asıl olaylar romanın karakterlerinin arasında geçmez. O romanı yazanla okuyan arasında geçer.”
Bu nokta bugün pek çok yazar tarafından unutuluyor (hem de unutanlar hep burnu Kafdağı’nda olanlar oluyor nedense). Bu da insanların kitaplardan uzaklaşmasına neden oluyor. Sonra da yazdığımız anlaşılmaz şeyleri okuyamayan insanlara kızıp bütün suçu görüntü çağına atıyoruz.
Oysa güzel romanlar, yalnızca tek kişinin seyretmesi için çekilmiş filmlerdir. Okurken kendi oyuncularımızı, ışığımızı, mekânları ve kamera hareketlerini hayal ederek olayın bir parçası oluruz.
Kitaplar bu yüzden asla ölmeyecek:
İnsanoğlunun hayal kurma ihtiyacı ölmeyeceği için. Bize her zaman şifa verecekler. Yeni bakış açıları ve daha geniş duygular verecekler. Tabii biz yazarlar bu işi hakkıyla yapabildiğimiz, olayı entelektüel mastürbasyona çevirmediğimiz sürece.
Kitaplar insanlar için yazılır. Sadece Cihangir’deki değil, Sarıgazi’deki insanlar için de... İşte bu da benim manifestom olsun, müsaadenizle.