İçinde Kâzım Kanat’ın olmadığı bir dünya, Attilâ İlhan, Barış Manço ya da Vüs’at O. Bener’in olmadığı dünyalar kadar korku verici değil. Ama yağmurlu, serin ve kasvetli yine de...
***
Gülse Birsel “Avrupa Yakası”nın sezon açılışını ekiple beraber seyredeyim diye Plato’ya davet ediyor.
Reklâm arası sohbetimizde, dizideki Şahika’nın bahsettiği “ego kırma kampları”nın gerçekten olduğunu söylüyor. Yani Hollywood ünlüleri kafayı yediklerinden kuşkulandıklarında, egoları biraz insin diye buralara gidip sıradan işlerle uğraşıyorlar.
Yerleri silen Brad Pitt, odun kesen Mel Gibson ya da tuvaleti paspaslayan bir Paris Hilton düşünmek bile insana garip geliyor.
Yoksa Andy Warhol’un sözü tersine mi döndü? Bir gün herkes 15 dakikalığına normal insan mı olacak?
Tabii Tarık Akan’ın 12 Eylül’de gözaltına alındığı zaman başından geçenleri de hatırlıyoruz. Polisin mıntıka yaptırdığı tutuklulara “siz durun, ortalığı şu meşhur artist temizlesin” demesi...
Yani üzgünüz Hollywood, çok geç kaldın.
***
O kadar sert bir ülkede yaşıyoruz ki güler yüzlü olmak bir tür ruh hastalığı gibi algılanıyor. Birinin bana gülümsediğini gördüğümde hemen başıma ne geleceğini merak etmeye başlıyorum.
***
“Farkında mısın?” diyor Prekazi: “Bugünlerde kimin kafası bir şeye kızsa arada bir selam da sana yolluyor.”
Bahsettiği, dostumuz Gülenay Börekçi’nin Akşam’daki yazısı. Bir kızdan “esmer bomba” diye bahsetmemden yola çıkıp beni silkelemek istemiş.
Özetle, “esmer bomba” demenin hem yanlış hem de medeniyet eksikliği olduğunu söylüyor. İyi de Gülenay, “esmer bomba” zaten “sarışın bomba” sözünün bir parodisi değil mi? Yani o sözle dalga geçmek için, göstere göstere kullanılmış bir yanlış ifade... Belki de sadece görevini yapıyorsun ama lütfen biraz insaf.
***
Haftanın tavsiyeleri: Mine G. Kırıkkanat’ın son romanı “Destina”, Bülent Ortaçgil ile Teoman’ın ortak konser albümü, Mutlu Tömbekici ve Ayça Şen’in köşe yazıları, Cihangir’deki Baykuş Cafe ve Natalie Portman’ın başka bazı oyuncularla beraber başrol oynadığı roman uyarlaması: “Boleyn Kızı.”