Sizin büyük ihtimalle beş yaşında anladığınız şeyi ben yeni anladım: “Kötü Tohum” yalnızca Nick Cave’in grubunun adı değil. Var böyle insanlar. Yani doğuştan gelen, sosyal etkenlerden bağımsız kötülük... Bence ruh hastası falan değiller, kötüler sadece. Bazı insanların sarışın ya da siyah gözlü doğması gibi, onlar da kötü doğuyor.
***
Prekazi’yle Mangerie’de laflıyoruz. Arada kel kafasını kaşıyarak, hızlı hızlı konuşuyor.
- Bu günlükte ne yapmaya çalıştığını sonunda anladım. Bir tür itirafname havası yaratıyor ve popüler kültüre kendi durumların üzerinden, simgesel bir eleştiri getiriyorsun.
- Vay canına, not alabilir miyim?
***
Kabuğuma çekilmiş yara sarıyor ve baltamla ormanda bir yol açtığımı düşünüyorum. Arkamdan birileri gelecek ve çok daha hassas aletlerle görecekler işlerini. Ama bu, benim baltanın süper bir alet olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.
***
Yenilikçi edebiyatı arayan birinin düşebileceği en tehlikeli tuzak, “nesnel eleştiri” bulabileceğini sanmasıdır.
Art niyetsiz eleştiri, ancak tatmin olmuş insanlar tarafından yapılabilir. Oysa Türkiye’de edebiyatla uğraşan birinin tatmin olması zor: Ne ruhsal ne de akçesel olarak.
Edebiyatımızda bu işi çıkar gözetmeden yapan bir avuç eleştirmen olduğu doğrudur. Ama onlar dışında hiçbir yerde iyi niyetli eleştiri bulamayacaksınız arkadaşlar, üzgünüm.
***
Eğer yaptığınız iş yeterince sıradan değilse, her an bir köşeden Refik Durbaş, Selçuk Altun ya da Metin Celâl maskesi takmış biri çıkıp parmağını size doğru sallayabilir. Hiçbirimiz Mozart değiliz, evet... Buna rağmen onların Salieri olması ne acı...
***
Haftanın tavsiyesi: Güvenç Dağüstün’ün her Çarşamba Beyoğlu Jazz Stop’ta sergilediği müthiş performans, Şebnem İşigüzel’in son romanı “Resmi Geçit” ve bir görsellik harikası: “Hell Boy”.