Herkes bilir Nasreddin Hoca’nın yaptığını: Kavgalı taraflardan önce birine, sonra diğerine “Haklısın” der. Üçüncü biri çıkıp “Hocam sen de herkese hak veriyorsun” deyince de patlatır bombayı: “Aslında sen de haklısın.”
Yugoslavya savaşında haklıydı herkes. Hırvatlar, Boşnaklar, Sırplar... Üçü de tarihin derinliklerine dalınca avuçlarında kendilerine haklılık veren nedenlerle dönebiliyordu.
Dün Ergenekon duruşmasıyla ilgili erkeklerin ve kadınların yüzlerine dikkat ettiniz mi? Savcılar, sanıklar, avukatlar... O yüzlerde de vardı aynı “haklıyım, göreceksiniz” ifadesi.
Ama zaten Türkiye uzun zamandır acıklı bir Nasreddin Hoca fıkrası değil mi?
***
Örneğin kim İlker Başbuğ’un öfkesini haksız bulabilir? Yirmi beş yıl önce kendilerine havale edilmiş bir sorun kendileri dışında nedenler yüzünden bitmez, üstüne bir de eleştiriler başlarsa meslek onuru incinmez mi insanın?
Şehit aileleri savaşın sürmesini istemekte haksız mı? Evlatlarının kanının yerde kalmasını toprak insanları nasıl kabul edebilir?
Kürtler haksız mı peki? Sen adamlara altmış yıl “Derdiniz ne kardeşim sizin” diye sorma, iç barış bozulunca üstüne tankla tüfekle git, iş kangrenleşince de şaşır sonra.
Peki biz haklı değil miyiz? Geçen hafta şehit olan çocukların bu savaşın ilk çatışmasında henüz doğmamış olduğunu, bir savaşın ancak kurumsallaştığı ve sektörleştiği takdirde bu kadar uzun sürebileceğini söylemek değil mi hakkımız?
Söylersek yazımız Medyatava’ya çıkmaz, üstüne bir de başımız derde girebilir diye susacak mıyız?
Herkesin haklı olduğu bu cehennem arifesinde haksız olduğumuzu kabul mü edeceğiz yani? Susup oturacak mıyız? Yoksa duyduğumuz korkuyu mu haykıracağız...
En zor durum, herkesin birden haklı olduğu durumdur. Çözüm de uzlaşı da Kafdağı’nın ardındadır o zaman.
Mesela, Youtube’u yasaklayarak bizi dünya âleme rezil eden kafalara sorun, tıpkı zamanında Nâzım’ın kitaplarını yasaklayan ataları gibi “Orada halkımızın görmemesi gereken şeyler var” diyecek ve kendilerine hak vermenizi bekleyeceklerdir. Hiç kuşkunuz olmasın.
Ayşe Özyılmazel için not: Bu yazıda, kimse kendi haklılığını sorgulamazsa çözüm yolu bulmanın imkânsız olduğunu anlatıyorum.