Gençliğimizde Yeni Türkü’den sıkıldığımızı zannettiğimiz bir dönem vardı. Ne zaman uzun bir ara verip bizi Soner Arıca’yla baş başa bıraktılar, o zaman anladık Yeni Türkü’süz yapamayacağımızı. Suskunluğu “Aşk Yeniden” albümüyle bozduklarında nasıl sevindiğimizi hâlâ hatırlarım.
Teoman’la ilgili eleştirileri okurken düşünüyorum: Bizi şarkılarına o kadar alıştırdı ki galiba artık onun da bilemiyoruz kıymetini.
Doğruya doğru: Sevimli görünmek kaygısı hiçbir zaman olmadı. Hissettiği gibi yaşamayı, yaşadığı gibi şarkılar yazmayı tercih etti her zaman. En önemli şarkı yazarlarından biri olmayı belki de bu sayede başardı.
Zaten “topluma örnek olmak” isteyenden korkacaksınız. İşin işinde mutlaka bir bityeniği, bir samimiyetsizlik vardır. Sanatta sahici işler “kendisi gibi” olanlardan gelir hep. Beğenin ya da beğenmeyin, Teoman kendisi gibi olmaya cesaret etmiş bir sanatçı. Hem de farklı olana diş bileyen bu cemaat kültüründe.
Tanışsak birbirimizi seveceğimizden hiç emin değilim. Ama emin olduğum bir şey var: Toplumun “değer yargılarına” uygun bir hayat sürseydi o güzel şarkıları dinleyemezdik Teoman’dan.
***
Biraz yorulduğu, bütün mahallenin üstüne geldiği ve yağmurun “sinsi bir düşman gibi” yağdığı bugünlerde çıkan “Söz müzik Teoman” albüm-kitabı gayet anlamlı bir tesadüf bence: Sanatçının hayatımızdaki yerini hatırlamak için güzel bir fırsat.
Belki duymuşsunuzdur: Erol Büyükburç şakayla karışık “Ben Elvis’ten daha büyüğüm” der ara sıra: “Ben onun yaptığını Türkiye’de yaptım. O sıkıysa gelsin burada yapsın Rock.” Bu anlamda Teoman da mesela Richard Ashcroft’dan daha “büyük” sayılmaz mı? En azından kimse bar çıkışı mikrofon uzatıp “Ramazan hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormamıştır Ashcroft’a, orası kesin.
***
Not: Benim kendi halinde albümümün ilk ismi de “Söz müzik Tuna Kiremitçi”ydi, evet. Ama bu aynı ismi bir başkasının akıl etmeyeceği anlamına gelmez. Üstelik Allah için, Teoman’ın kariyerine sahip bir bestecinin albümüne çok daha fazla yakışıyor.