Hafta sonu Ahmet İnsel’in Ayşe Arman’a söylediklerini okurken emin oldum: Gerçek aydınların artık duruma el koyması lazım...
Sosyalist, liberal, muhafazakâr, milliyetçi ve Kemalist aydınlar... Türk ve Kürt aydınlar... Laik ve İslamcı aydınlar... Asker ve sivil aydınlar... Kadın ve erkek aydınlar...
Türkiye’nin vicdan sahibi insanları, onların farklılıklarını bir süreliğine unutup “aydın” olma paydasında buluşmasını bekliyor! Yaşadığımız bütün bölünmeler, kutuplaşmalar ve çözümsüzlükler belki de bunun alameti...
Aydınları bekliyoruz. Onlarsız yapamayacağımız artık belli oldu. Yani farklı olana saygı gösteren, ötekine hürmet eden, kayıtsız şartsız demokrasiden yana olanları...
Farklı yaşam biçimlerinin yan yana, barış içinde yaşaması gerektiğini anlayanları. Bunun için mücadeleyi göze alanları...
Kendisinden farklı düşüneni lanetlemeyen... Farklı yaşayanı ayıplamayan... Farklı konuşanı susturmayan... Farklı inananı öldürmeyen... Başkasına saygı duymayanların, görüşleri ne olursa olsun karşısında duran aydınlar...
Farklılıkları sorun
değil, zenginlik olarak
görenler yani...
***
Savaşın değil barışın emekçisi olanlar... Şiddetin ve yalanın her türlüsüne karşı duranlar... Nereden gelirse gelsin baskıya, kim yaparsa yapsın haksızlığa hayır diyenler...
İslamcıları anlamaya çalışan sosyalistleri, liberallerle medenice tartışan milliyetçileri, yeri gelirse muhafazakârlara hak verecek Kemalistleri bekliyor Türkiye...
Hem Attar’ı hem Rabelais’yi okumuş olanları bekliyor. Sezai Karakoç’tan da Cemal Süreya’dan da tat almayı bilenleri... Deniz Gezmiş ve Adnan Menderes için aynı anda üzülenleri...
Çocukları sevenleri... Kedilere tekme atmayanları bekliyor...
İcabında rakibini alkışlayan taraftarı, muhalefete kulak veren iktidarı... Başörtülü, mini etekli, rakılı ve namazlı bir geleceğin güzelliğini şimdiden görenleri... Bunun yolunu arayanları...
Türkiye aydınları bekliyor, hiç beklemediği kadar. Hani o yıllar önce küstürdüğü gerçek aydınlarını.